3 Ekim 2020 Cumartesi

 

Çoğumuz bu soruya “İyi/ kötü/ fena değil/ idare eder” bağlamında geçiştiren bir cevap veririz, soru en yakınlarımız tarafından sorulsa hatta zamanımız olsa dahi. Acaba “iyi” demekle neyi kastediyoruzdur? Olumlu, umutlu, mutlu, huzurlu? Pekiyi “kötü” demekle? Kaygılı, öfkeli, hüzünlü? Belki hepsi belki hiçbiri. Pekiyi ya diğerleri? Onlar ne kadar bizi anlatıyor?

Sahi neden bu kadar kısıtlı kelimelerle konuşuyoruz? İfademiz neden limitli? Bence iki ana sebebi var; ilki kelime kapasitemizin oldukça sınırlı olması ki okumuyoruz, eğitim sistemimiz ezbere dayalı vs. İkincisi ve benim bu yazıda daha detaylıca vurgulayacağım; ne hissettiğimizi maalesef çokça kendimiz bile bilmiyoruz.

HİSLER/ DUYGULAR

Duygularımızı bilmiyoruz, çünkü bizlere hayatımızın herhangi bir  aşamasında öğretilmemiş, altı çizilmemiş, vurgulanmamış. Ayrıca günümüz “zihin” dünyasında duygular nedense “öcü” gibi gösterilmiş. Duygunu gösterirsen zayıfsın, güçsüzsün, manipüle edilirsin. Hele ki olumsuz duygularını asla paylaşma!!! Sahiden öyle mi? Aslında duyguların olumlusu olumsuzu yok, istisnasız her duygunun bir mesajı var. Olumlu-olumsuz diye ayırıp kategorize eden bizleriz.

Duyguları yok saymakla onlar bir yerlere gitmiyor, çünkü her duygu bir enerji (e-motion, energy in motion). Ya yansıtıyoruz ya bastırıyoruz. Ortalık öfkesini doğru kişiye doğru şekilde kanalize edemediği için en ufak şeylere bağırıp çağıran insanlarla doldu, fark etmiş olmalısınız. Sonuç duygulara tutunmadan yaşamak yani akmak yerine; sıkça duyguları ittirdiğimiz kaktırdığımız yani kendi kendimizle savaşa girdiğimiz bir durum yarattık. Elbirliğiyle. Kazanan mı? Elbette bu savaşın kazananı yok, her durumda kaybeden sadece bizleriz.

Misâl üzüntü; üzüntüye “Neyin serbest bırakılması/ geride bırakılması gerekiyor? Yenilenmesi gereken nedir?” soruları eşliğinde derinden baktığımızda bize ıstırap vermekten çok, bir şeyler işaret etmek üzere geldiğini görürüz. Madem hayatımızı daha anlamlı kılıp, daha yüksek bir seviyeden oynamak istiyoruz, madem Öz’ümüzün gerçek mutlu haline erişmek istiyoruz; o halde duyguların farkındalığını arttırmaya ne dersiniz? Az biraz cesaret J

HİS/ DUYGU TABLOSU

O zaman ilk etapta duygularımız için söz dağarcığı oluşturalım, ne dersiniz?

Aşağıdaki duygu listesi, durumu net bir şekilde tanımlamanıza ve bunu dile getirme kapasitemizi artırmak için tasarlanmış. Unutmayalım, dile getirilen şey farkındalığa çıkarılmış olur. Farkında olmak ise; kurban bilincinden çıkıp gücümüzü ele almaya dair ilk adım....

 Öncelikle “ihtiyaçlarımız karşılanmadığında”* neler hissederiz gelin beraber bakalım;

Acı içinde

Durgunlaşmış

Kafası karışmış

Rahatı kaçmış

Acımasız

Dürtülmüş/uyarılmış

Kalbi kırılmış

Rahatsız

Ağır

Düş kırıklığına uğramış

Karamsar

Ruhsuz

Aklı karışmış

Düşkün

Kararsız

Sabırsız

Aksi

Düşmanlık içinde

Karmakarışık

Sabrı taşmış

Alınmış

Efkarlı

Kasvetli

Sarsılmış

Allak bullak

Elemli

Kaygılı

Sıkılmış

Alçak

Endişeli

Kayıtsız

Sıkıntılı

Asabi

Gamlı

Kederli

Sıkkın

Asi

Gergin

Kırgın

Sinirli/sinirlenmiş

Atıl

Gocunmuş

Kıskanç

Soğuk

Ayrı

Gücenmiş

Kin dolu

Suçlu

Bedbaht

Güveni sarsılmış

Kopuk

Şaşkın

Bedbin

Halsiz

Korkmuş

Şevki kırılmış

Berbat

Hassas

Korkunç bulmuş

Şoke olmuş

Bezgin

Hayret içinde

Kötü

Şüpheci

Bıkkın

Hevesi kaçmış

Kötümser

Tatsız

Bitkin

Hevesi kırılmış

Kuşkucu

Tedirgin

Bozulmuş

Hoşnutsuz

Küplere binmiş

Telaşlı

Bunalmış

Huylanmış

Küskün

Tereddütlü

Buruk

Husursuz

Mahcup

Ters

Canı sıkkın

Huzuru kaçmış

Mahzun

Tetikte

Canı yanmış

Hüsran içinde

Mat olmuş

Tiksinmiş

Cesareti kırılmış

Hüzünlü

Memnuniyetsiz

Tükenmiş

Çaresiz

Ilımlı

Mesafeli

Umursamaz

Çekimser

Istırap içinde

Mızmız

Umutsuz

Çıldırmak üzere

İçerlemiş

Miskin

Usanmış

Çılgına dönmüş

İçi acımış

Morali bozuk

Utanmış

Çileden çıkmış

İçi daralmış

Mutsuz

Uyanık/kurnaz

Daralmış

İçi titremiş

Nutku tutulmuş

Uykulu

Dargın

İçine kapanık

Öfekli

Uyuşuk

Dehşete düşmüş

İlgisini yitirmiş

Özlem dolu

Uzak

Delirmiş

İnancını yitirmiş

Paniğe kapılmış

 

Depresif

İncinmiş

Pasif

 

Dertli

İrkilmiş

Perişan

 

Donup kalmış

İsteksiz

Pişman

 



Şimdi de “ihtiyaçlarımız karşılandığında”* neler hissederiz, bakalım mı?

Açık

Gayretli

Kendinin farkında

Sevgi dolu

Ateşli

Genişlemiş

Keyifli

Sevinçli

Aydınlık

Gevşemiş

Kıpır kıpır

Sıcakkanlı

Barışçıl

Gururlu

Kıvançlı

Soğukkanlı

Beğenmiş

Güçlü

Kıvrak

Şaşırmış

Bütünlenmiş

Güleç

Konuyla ilgili

Şefkatli

Büyülenmiş

Güvenli/ güvende

Latif

Şen şakrak

Candan

Güven duyan

Lezzetli

Şerefli

Canlanmış

Hafif

Maceraya hazır

Şevkli

Canlı

Halinden memnun

Memnun

Şükran dolu

Cesaretlenmiş

Hararetli

Merak içinde

Takdir dolu

Cin gibi

Harika

Merakı uyanmış

Tasasız

Coşkulu

Hassas

Mest olmuş

Tazelenmiş

Çılgınca sevinmiş

Hayat dolu

Meşgul

Uçan

Cüretli

Hayran

Muhteşem

Uyanmış

Çok mutlu

Hayret içinde

Muradına ermiş

Uyarılmış

Çok sevinçli

Haz almış

Mutlu

Yardıma hazır

Dalmış

Hevesli

Müşfik

Yerinde duramaz

Derinlenmiş

Heyecan içinde

Müteşekkir

Yoğun

Dertsiz

Heyecanlı

Nefesi kesilmiş

Yönelmiş

Dingin

Hoş

Neşeli

Yüreği yumuşamış

Dostça

Hoşnut

Odaklanmış

Yüreklenmiş

Doygun/ doyumlu

Huzurlu

Olgun

Zevk almış

Duyarlı

Işıltılı

Olmuş/oturmuş

Zinde

Duygulanmış

İçi içine sığmayan

Olumlu/iyimser

 

Eğlenceli

İçi rahatlamış

Ölçülü

 

Emin

İlgili

Özgür

 

Enerjik

İstekli

Parlak

 

Engin

İşin içinde

Pırırl prıl

 

Esinlenmiş

İyimser

Rahat

 

Esnek

Katılımcı

Sakin

 

Etkilenmiş

Kaygısız

Samimi

 

Farkında/ dikkatli

Kendinden emin

Serinkanlı

 

Ferah

Kendinden geçmiş

Sessiz

 

Fevkalade

Kendine gelmiş

Sevecen

 

 “Şeyda bütün bunlar iyi güzel , ihtiyaç dediğimiz tam olarak ne, neyi kastediyorsun, anlayamadım?” derseniz, ben de “Hakkınız var, gelecek yazının konusu belli oldu desenize,” diye yanıtlarım sizleri. Öncelikle duygularımızın/ hislerimizin çeşitliliğini hazmetmeye ne dersiniz? 

NASILSIN?

Bir yerlerde okumuştım, bir kişi seninle “eşya” düzleminde ilgleniyorsa, nasıl olduğundan ziyade neler  yaptığına odaklanırmış (eşya dediysem eşya olduğumuz için değil elbette J, sadece o kişinin ne kadar işine gelirsek, hayatında o kadar yer aldığımızdan dolayı öyle söyledim). Oysa bir kişi seninle “insan” düzleminde ilgileniyorsa, seni gerçekten seviyorsa; acısıyla-tatlısıyla, eğrisiyle-doğrusuyla sana hayatında yer veriyorsa, nasıl olduğun sorusu ön plana çıkarmış.

Öyleyse, gerçekten nasılsın?


*Duygu/his tabloları Marshall Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim” kitabından aynen alınmıştır.

NASILSIN? -1

 

Çoğumuz bu soruya “İyi/ kötü/ fena değil/ idare eder” bağlamında geçiştiren bir cevap veririz, soru en yakınlarımız tarafından sorulsa hatta zamanımız olsa dahi. Acaba “iyi” demekle neyi kastediyoruzdur? Olumlu, umutlu, mutlu, huzurlu? Pekiyi “kötü” demekle? Kaygılı, öfkeli, hüzünlü? Belki hepsi belki hiçbiri. Pekiyi ya diğerleri? Onlar ne kadar bizi anlatıyor?

Sahi neden bu kadar kısıtlı kelimelerle konuşuyoruz? İfademiz neden limitli? Bence iki ana sebebi var; ilki kelime kapasitemizin oldukça sınırlı olması ki okumuyoruz, eğitim sistemimiz ezbere dayalı vs. İkincisi ve benim bu yazıda daha detaylıca vurgulayacağım; ne hissettiğimizi maalesef çokça kendimiz bile bilmiyoruz.

HİSLER/ DUYGULAR

Duygularımızı bilmiyoruz, çünkü bizlere hayatımızın herhangi bir  aşamasında öğretilmemiş, altı çizilmemiş, vurgulanmamış. Ayrıca günümüz “zihin” dünyasında duygular nedense “öcü” gibi gösterilmiş. Duygunu gösterirsen zayıfsın, güçsüzsün, manipüle edilirsin. Hele ki olumsuz duygularını asla paylaşma!!! Sahiden öyle mi? Aslında duyguların olumlusu olumsuzu yok, istisnasız her duygunun bir mesajı var. Olumlu-olumsuz diye ayırıp kategorize eden bizleriz.

Duyguları yok saymakla onlar bir yerlere gitmiyor, çünkü her duygu bir enerji (e-motion, energy in motion). Ya yansıtıyoruz ya bastırıyoruz. Ortalık öfkesini doğru kişiye doğru şekilde kanalize edemediği için en ufak şeylere bağırıp çağıran insanlarla doldu, fark etmiş olmalısınız. Sonuç duygulara tutunmadan yaşamak yani akmak yerine; sıkça duyguları ittirdiğimiz kaktırdığımız yani kendi kendimizle savaşa girdiğimiz bir durum yarattık. Elbirliğiyle. Kazanan mı? Elbette bu savaşın kazananı yok, her durumda kaybeden sadece bizleriz.

Misâl üzüntü; üzüntüye “Neyin serbest bırakılması/ geride bırakılması gerekiyor? Yenilenmesi gereken nedir?” soruları eşliğinde derinden baktığımızda bize ıstırap vermekten çok, bir şeyler işaret etmek üzere geldiğini görürüz. Madem hayatımızı daha anlamlı kılıp, daha yüksek bir seviyeden oynamak istiyoruz, madem Öz’ümüzün gerçek mutlu haline erişmek istiyoruz; o halde duyguların farkındalığını arttırmaya ne dersiniz? Az biraz cesaret J

HİS/ DUYGU TABLOSU

O zaman ilk etapta duygularımız için söz dağarcığı oluşturalım, ne dersiniz?

Aşağıdaki duygu listesi, durumu net bir şekilde tanımlamanıza ve bunu dile getirme kapasitemizi artırmak için tasarlanmış. Unutmayalım, dile getirilen şey farkındalığa çıkarılmış olur. Farkında olmak ise; kurban bilincinden çıkıp gücümüzü ele almaya dair ilk adım....

 Öncelikle “ihtiyaçlarımız karşılanmadığında”* neler hissederiz gelin beraber bakalım;

Acı içinde

Durgunlaşmış

Kafası karışmış

Rahatı kaçmış

Acımasız

Dürtülmüş/uyarılmış

Kalbi kırılmış

Rahatsız

Ağır

Düş kırıklığına uğramış

Karamsar

Ruhsuz

Aklı karışmış

Düşkün

Kararsız

Sabırsız

Aksi

Düşmanlık içinde

Karmakarışık

Sabrı taşmış

Alınmış

Efkarlı

Kasvetli

Sarsılmış

Allak bullak

Elemli

Kaygılı

Sıkılmış

Alçak

Endişeli

Kayıtsız

Sıkıntılı

Asabi

Gamlı

Kederli

Sıkkın

Asi

Gergin

Kırgın

Sinirli/sinirlenmiş

Atıl

Gocunmuş

Kıskanç

Soğuk

Ayrı

Gücenmiş

Kin dolu

Suçlu

Bedbaht

Güveni sarsılmış

Kopuk

Şaşkın

Bedbin

Halsiz

Korkmuş

Şevki kırılmış

Berbat

Hassas

Korkunç bulmuş

Şoke olmuş

Bezgin

Hayret içinde

Kötü

Şüpheci

Bıkkın

Hevesi kaçmış

Kötümser

Tatsız

Bitkin

Hevesi kırılmış

Kuşkucu

Tedirgin

Bozulmuş

Hoşnutsuz

Küplere binmiş

Telaşlı

Bunalmış

Huylanmış

Küskün

Tereddütlü

Buruk

Husursuz

Mahcup

Ters

Canı sıkkın

Huzuru kaçmış

Mahzun

Tetikte

Canı yanmış

Hüsran içinde

Mat olmuş

Tiksinmiş

Cesareti kırılmış

Hüzünlü

Memnuniyetsiz

Tükenmiş

Çaresiz

Ilımlı

Mesafeli

Umursamaz

Çekimser

Istırap içinde

Mızmız

Umutsuz

Çıldırmak üzere

İçerlemiş

Miskin

Usanmış

Çılgına dönmüş

İçi acımış

Morali bozuk

Utanmış

Çileden çıkmış

İçi daralmış

Mutsuz

Uyanık/kurnaz

Daralmış

İçi titremiş

Nutku tutulmuş

Uykulu

Dargın

İçine kapanık

Öfekli

Uyuşuk

Dehşete düşmüş

İlgisini yitirmiş

Özlem dolu

Uzak

Delirmiş

İnancını yitirmiş

Paniğe kapılmış

 

Depresif

İncinmiş

Pasif

 

Dertli

İrkilmiş

Perişan

 

Donup kalmış

İsteksiz

Pişman

 



Şimdi de “ihtiyaçlarımız karşılandığında”* neler hissederiz, bakalım mı?

Açık

Gayretli

Kendinin farkında

Sevgi dolu

Ateşli

Genişlemiş

Keyifli

Sevinçli

Aydınlık

Gevşemiş

Kıpır kıpır

Sıcakkanlı

Barışçıl

Gururlu

Kıvançlı

Soğukkanlı

Beğenmiş

Güçlü

Kıvrak

Şaşırmış

Bütünlenmiş

Güleç

Konuyla ilgili

Şefkatli

Büyülenmiş

Güvenli/ güvende

Latif

Şen şakrak

Candan

Güven duyan

Lezzetli

Şerefli

Canlanmış

Hafif

Maceraya hazır

Şevkli

Canlı

Halinden memnun

Memnun

Şükran dolu

Cesaretlenmiş

Hararetli

Merak içinde

Takdir dolu

Cin gibi

Harika

Merakı uyanmış

Tasasız

Coşkulu

Hassas

Mest olmuş

Tazelenmiş

Çılgınca sevinmiş

Hayat dolu

Meşgul

Uçan

Cüretli

Hayran

Muhteşem

Uyanmış

Çok mutlu

Hayret içinde

Muradına ermiş

Uyarılmış

Çok sevinçli

Haz almış

Mutlu

Yardıma hazır

Dalmış

Hevesli

Müşfik

Yerinde duramaz

Derinlenmiş

Heyecan içinde

Müteşekkir

Yoğun

Dertsiz

Heyecanlı

Nefesi kesilmiş

Yönelmiş

Dingin

Hoş

Neşeli

Yüreği yumuşamış

Dostça

Hoşnut

Odaklanmış

Yüreklenmiş

Doygun/ doyumlu

Huzurlu

Olgun

Zevk almış

Duyarlı

Işıltılı

Olmuş/oturmuş

Zinde

Duygulanmış

İçi içine sığmayan

Olumlu/iyimser

 

Eğlenceli

İçi rahatlamış

Ölçülü

 

Emin

İlgili

Özgür

 

Enerjik

İstekli

Parlak

 

Engin

İşin içinde

Pırırl prıl

 

Esinlenmiş

İyimser

Rahat

 

Esnek

Katılımcı

Sakin

 

Etkilenmiş

Kaygısız

Samimi

 

Farkında/ dikkatli

Kendinden emin

Serinkanlı

 

Ferah

Kendinden geçmiş

Sessiz

 

Fevkalade

Kendine gelmiş

Sevecen

 

 “Şeyda bütün bunlar iyi güzel , ihtiyaç dediğimiz tam olarak ne, neyi kastediyorsun, anlayamadım?” derseniz, ben de “Hakkınız var, gelecek yazının konusu belli oldu desenize,” diye yanıtlarım sizleri. Öncelikle duygularımızın/ hislerimizin çeşitliliğini hazmetmeye ne dersiniz? 

NASILSIN?

Bir yerlerde okumuştım, bir kişi seninle “eşya” düzleminde ilgleniyorsa, nasıl olduğundan ziyade neler  yaptığına odaklanırmış (eşya dediysem eşya olduğumuz için değil elbette J, sadece o kişinin ne kadar işine gelirsek, hayatında o kadar yer aldığımızdan dolayı öyle söyledim). Oysa bir kişi seninle “insan” düzleminde ilgileniyorsa, seni gerçekten seviyorsa; acısıyla-tatlısıyla, eğrisiyle-doğrusuyla sana hayatında yer veriyorsa, nasıl olduğun sorusu ön plana çıkarmış.

Öyleyse, gerçekten nasılsın?


*Duygu/his tabloları Marshall Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim” kitabından aynen alınmıştır.

7 Eylül 2020 Pazartesi

 FARK ile fark yaratmaya hazır mıyız?


Bu ana kadar karakterimiz Richard’ın başına gelenlerden pek bahsetmedim, bunu yapmayacağımızı, öyküye detaylarıyla girmeyeceğimiz yazı dizisinin başında belirtmiş olmalıyım.

Richard hepimiz gibi, oldukça bizden biri. Sıkça “Yargıç” modunda olup bunun farkında bile olmayan, öğrendiği andan itibaren kolaylıkla gevşemekten ziyade genelde çevresine, hatta “Yargıç” moduna bile direnç gösteren biri. Oysa ister adına “sihir” deyin ister “mucize”; tam olarak Öğrenici modunda olduğumuzda gerçekleşiyor. Aksi maalesef pek mümkün değil  J

Sorun asla “Yargıç” değil, hiç olmadı, aslında bütün farkı yaratan ”Yargıç” ile kurduğumuz ilişki. Unutmayalım ki neye direnirsek o büyür. Yargıç Yargıç’I doğurur, Öğrenici Öğrenici’yi. Yargıç’a direnmeye devam mı edeceğiz? Yoksa “Yargıç”ı kabullenecek miyiz? Ancak onu kabullenerek kurtulabiliriz; kısacası “Yargıç-Geçiş-Öğrenici” süreci ile.

FARK

Bazen birşeyler olmaktadır; biliriz. Sanki o an olayın içinde freni boşalmış araba gibi hissedebiliriz. Birşeyler başlamış ve gayet yanlış başlamıştır. Süreç hızlıdır, aklımıza “geçiş sorusu” bile gelmeyebilir, öyle bir durumda kendimizi tekrar “Öğrenici” haline getirebilir miyiz? İyi haber; olacağımız durumu yine biz seçebiliriz. Nasıl mı?

Danışman bu noktada Richard ile “FARK Tercih Yöntemi”ni paylaşır. Bizde farkındalık yaratıp, bize nefes almamızı sağlayacak bir geçiş kapısı gibi düşünebiliriz bu kısa ancak hayli etkin yöntemi. Yöntem aşağıdaki adımlardan oluşmakta;

F Farkına Var:  Ben bir yargıç mıyım?

A Ara Ver: Duraksamam, geri çekilmem ve bu duruma daha tarafsızca bakmam gerekiyor mu?

R Rapor Çıkar: Tüm verilere sahip miyim? Burada neler oluyor?

K Karar Ver: Kararım/tercihim nedir?

İki taraf da Yargıç modunda olduğunda, yukardaki yöntem çok işe yarar. İlk uyanan avantajlıdır. O kişi “Öğrenici” zihin haline geçip her iki tarafı için de durumu değiştirmeyi seçebilir.

Yukardaki adımları sıklıkla yaptığınında göreceksiniz; aslında çok vakit almıyor. Yapa yapa aşina hale geliyoruz. Veya kısaca koçlukta çokça kullandığımız “Burada ne oluyor?” sorusuna başvurabilirsiniz.

ÖNYARGILAR

Öğrenici ilk başta kulağa yumuşak gelebilir. Ancak gerçek güç, “höt höt”ten ziyade kararlı olmaktan gelmez mi? Bir insan hem paylaşımcı hem kararlı olabilir. Yetkinlikler hakkında ne kadar çok önyargımız var değil mi? Çünkü genelde şimdiye değin ”ya..ya” kısıtında yaşamışız. “Hem ...hem” dünyası bizim için oldukça yeni.

Bir insan işbirliği ile karar alıyorsa sanki risk almak istemez gibi düşünürüz.Halbuki bir insan hem işbirliğinden yana olup, hem risk alabilir. Hatta daha paylaşımcı olup riskin götürülerini minimize edebileceği için, daha büyük riskler bile alabilir.

Öğrenici yolunda olmak, sanıldığının aksine işleri yavaşlatmaz. Acele davranıp işleri sürekli tekrarlamak yerine, bol katılımla işler sandığımızdan daha hızlı bile yürüyebilir.  Yani bir insan hem işbirliğinden yana hem sonuç odaklı olabilir. Bu pekâlâ mümkün.

GRUP DİNAMİĞİ

Portakalın Bilgeliği

Soruların gücüyle düşünme yöntemini karşılıklı birebir ilişkilerde olduğu gibi; ekipler ve gruplarda bile uygulayabiliriz. Bir örneği “Soru Fırtınası” olurdu. Soru fırtınası adı üzerinde, “beyin fırtına”sına çok benziyor. Sadece “cevap” veya “ifade”lerden ziyade; aklımıza gelen “sorular” not ediliyor.

 Koçluk, liderlik, satış&pazarlama gibi hedef odaklı sohbetlerde kullanılabilir.

· Soruların “Öğrenici” zihninden gelmesine dikkat edin.
· “Ben” yerine “biz” diliyle ifade edilmesi önemli, sonuçta bir grup dinamiği var.
· Kapalı uçlu yerine (yapabilir miyiz?), açık uçlu soruları (nasıl yapabiliriz?) tercih edin.
· Cesur olun, kışkırtın, hatta gülünç bile olabilirsiniz. Yeniliklerden korkmayın.

SONA YAKLAŞIRKEN

Richard başta tökezledi, doğru; sonrasında değişti, dönüştü, büyüdü. Unutmayalım ki nerede tökezlersek aslında hazinemiz orada. Yaramız bize merhem. Hem işte hem ev yerindeki sorunlarda gözle görülür bir düşüş gözlemledi. Tabi bu bir gecede olmadı nihayetinde...

Önce niyet etti, sonrasında bolca uyguladı. Belki arasıra duvara tosladı, zaman zaman şaşaladı. Anlatılanları pratik ettikçe “Öğrenici” kası güçlendi. Bazen başa döndü, yılmadı, yeniden planladı, eyleme döktü, süreç daha bir kolay hale geldi. Yaşananları kan-ter-gözyaşı  diye özetleyebiliriz J

Sizlere gelince, umarım bu yazı dizisinden keyif almışsınızdır. Ben aldım, sayenizde öğrendiklerimi hatırladım, kendime “yapılacaklar listesi” çıkardım. Gün içinde bazen kendimle şöyle bir oyun oynuyorum. Duyduğum güçlü ifadeleri (her  ifadeyi değil), güçlü sorulara dönüştürmeye çalışıyorum.

Son uygulamayla beraber yazı dizisini de sonlandırıyoruz. Madem her soru olasılık yelpazemizi genişletir, madem her sorulmamış soru açılmamış bir kapı gibi; kapanışı da sorularla yapalım J Her yerde/ her koşulda uygulanabilecek 12 güçlü soruyla...

Uygulama 1: Sıkışıp kaldığınız, sizi huzursuz eden veya değiştirmek istediğiniz bir duruma odaklanın. Aşağıdaki soruları içtenlikle, acele etmeden yanıtlamaya başlayın. Bir başkasına (Sen ne istiyorsun?) veya takımlara bile sorabilirsiniz (Biz ne istiyoruz?). Gayet mümkün.

1. Ne istiyorum?
2. Seçeneklerim neler?
3. Hangi varsayımlarla hareket ediyorum?
4. Ben nelerden sorumluyum?
5. Bu konuda başka nasıl düşünebilirim?
6. Karşımdaki kişi ne düşünüyor, hissediyor ve istiyor?
7. Neleri kaçırıyor veya görmezden geliyorum?
8. Neler öğrenebilirim? (bu kişiden, bu durumdan, bu hatadan, bu başarıdan, bu başarisizlıktan vbg...)
9. En mantıklı eylem adımları hangileri?
10 Hangi soruları sormalıyım (kendime veya başkalarına)?
11 Bunu bir kazan-kazan durumuna nasıl dönüştürebilirim?
12 Mümkün olan nedir?

BİTİRİRKEN

Sorular sonuçları doğurur, büyük sorular ise büyük sonuçları.

Çok keyif aldığım vakitlerde, manâsız bir korku sarardı içimi. Arkadaşlarımdan birisi hiç unutmam “Şu an kendine ne soruyor ve diyor olabilirsin?” demişti. Heybemden pek olumlu şeyler dökülmemişti; “Çok güldük, ağlayacak mıyız? Hayat bu kadar iyi gidemez, nazar mı değer?...” “O zaman her aklına geldiğinde bütün bunların yerine ‘Bundan daha iyi nasıl mümkün olabilir?’ diyebilir misin?” diye eklemişti.

Yazdıklarımın sadece %10’unu uygulamaya başlasak neler değişirdi acaba?

 

SORULARINIZ DEĞİŞİRSE HAYATINIZ DEĞİŞİR- IV

 FARK ile fark yaratmaya hazır mıyız?


Bu ana kadar karakterimiz Richard’ın başına gelenlerden pek bahsetmedim, bunu yapmayacağımızı, öyküye detaylarıyla girmeyeceğimiz yazı dizisinin başında belirtmiş olmalıyım.

Richard hepimiz gibi, oldukça bizden biri. Sıkça “Yargıç” modunda olup bunun farkında bile olmayan, öğrendiği andan itibaren kolaylıkla gevşemekten ziyade genelde çevresine, hatta “Yargıç” moduna bile direnç gösteren biri. Oysa ister adına “sihir” deyin ister “mucize”; tam olarak Öğrenici modunda olduğumuzda gerçekleşiyor. Aksi maalesef pek mümkün değil  J

Sorun asla “Yargıç” değil, hiç olmadı, aslında bütün farkı yaratan ”Yargıç” ile kurduğumuz ilişki. Unutmayalım ki neye direnirsek o büyür. Yargıç Yargıç’I doğurur, Öğrenici Öğrenici’yi. Yargıç’a direnmeye devam mı edeceğiz? Yoksa “Yargıç”ı kabullenecek miyiz? Ancak onu kabullenerek kurtulabiliriz; kısacası “Yargıç-Geçiş-Öğrenici” süreci ile.

FARK

Bazen birşeyler olmaktadır; biliriz. Sanki o an olayın içinde freni boşalmış araba gibi hissedebiliriz. Birşeyler başlamış ve gayet yanlış başlamıştır. Süreç hızlıdır, aklımıza “geçiş sorusu” bile gelmeyebilir, öyle bir durumda kendimizi tekrar “Öğrenici” haline getirebilir miyiz? İyi haber; olacağımız durumu yine biz seçebiliriz. Nasıl mı?

Danışman bu noktada Richard ile “FARK Tercih Yöntemi”ni paylaşır. Bizde farkındalık yaratıp, bize nefes almamızı sağlayacak bir geçiş kapısı gibi düşünebiliriz bu kısa ancak hayli etkin yöntemi. Yöntem aşağıdaki adımlardan oluşmakta;

F Farkına Var:  Ben bir yargıç mıyım?

A Ara Ver: Duraksamam, geri çekilmem ve bu duruma daha tarafsızca bakmam gerekiyor mu?

R Rapor Çıkar: Tüm verilere sahip miyim? Burada neler oluyor?

K Karar Ver: Kararım/tercihim nedir?

İki taraf da Yargıç modunda olduğunda, yukardaki yöntem çok işe yarar. İlk uyanan avantajlıdır. O kişi “Öğrenici” zihin haline geçip her iki tarafı için de durumu değiştirmeyi seçebilir.

Yukardaki adımları sıklıkla yaptığınında göreceksiniz; aslında çok vakit almıyor. Yapa yapa aşina hale geliyoruz. Veya kısaca koçlukta çokça kullandığımız “Burada ne oluyor?” sorusuna başvurabilirsiniz.

ÖNYARGILAR

Öğrenici ilk başta kulağa yumuşak gelebilir. Ancak gerçek güç, “höt höt”ten ziyade kararlı olmaktan gelmez mi? Bir insan hem paylaşımcı hem kararlı olabilir. Yetkinlikler hakkında ne kadar çok önyargımız var değil mi? Çünkü genelde şimdiye değin ”ya..ya” kısıtında yaşamışız. “Hem ...hem” dünyası bizim için oldukça yeni.

Bir insan işbirliği ile karar alıyorsa sanki risk almak istemez gibi düşünürüz.Halbuki bir insan hem işbirliğinden yana olup, hem risk alabilir. Hatta daha paylaşımcı olup riskin götürülerini minimize edebileceği için, daha büyük riskler bile alabilir.

Öğrenici yolunda olmak, sanıldığının aksine işleri yavaşlatmaz. Acele davranıp işleri sürekli tekrarlamak yerine, bol katılımla işler sandığımızdan daha hızlı bile yürüyebilir.  Yani bir insan hem işbirliğinden yana hem sonuç odaklı olabilir. Bu pekâlâ mümkün.

GRUP DİNAMİĞİ

Portakalın Bilgeliği

Soruların gücüyle düşünme yöntemini karşılıklı birebir ilişkilerde olduğu gibi; ekipler ve gruplarda bile uygulayabiliriz. Bir örneği “Soru Fırtınası” olurdu. Soru fırtınası adı üzerinde, “beyin fırtına”sına çok benziyor. Sadece “cevap” veya “ifade”lerden ziyade; aklımıza gelen “sorular” not ediliyor.

 Koçluk, liderlik, satış&pazarlama gibi hedef odaklı sohbetlerde kullanılabilir.

· Soruların “Öğrenici” zihninden gelmesine dikkat edin.
· “Ben” yerine “biz” diliyle ifade edilmesi önemli, sonuçta bir grup dinamiği var.
· Kapalı uçlu yerine (yapabilir miyiz?), açık uçlu soruları (nasıl yapabiliriz?) tercih edin.
· Cesur olun, kışkırtın, hatta gülünç bile olabilirsiniz. Yeniliklerden korkmayın.

SONA YAKLAŞIRKEN

Richard başta tökezledi, doğru; sonrasında değişti, dönüştü, büyüdü. Unutmayalım ki nerede tökezlersek aslında hazinemiz orada. Yaramız bize merhem. Hem işte hem ev yerindeki sorunlarda gözle görülür bir düşüş gözlemledi. Tabi bu bir gecede olmadı nihayetinde...

Önce niyet etti, sonrasında bolca uyguladı. Belki arasıra duvara tosladı, zaman zaman şaşaladı. Anlatılanları pratik ettikçe “Öğrenici” kası güçlendi. Bazen başa döndü, yılmadı, yeniden planladı, eyleme döktü, süreç daha bir kolay hale geldi. Yaşananları kan-ter-gözyaşı  diye özetleyebiliriz J

Sizlere gelince, umarım bu yazı dizisinden keyif almışsınızdır. Ben aldım, sayenizde öğrendiklerimi hatırladım, kendime “yapılacaklar listesi” çıkardım. Gün içinde bazen kendimle şöyle bir oyun oynuyorum. Duyduğum güçlü ifadeleri (her  ifadeyi değil), güçlü sorulara dönüştürmeye çalışıyorum.

Son uygulamayla beraber yazı dizisini de sonlandırıyoruz. Madem her soru olasılık yelpazemizi genişletir, madem her sorulmamış soru açılmamış bir kapı gibi; kapanışı da sorularla yapalım J Her yerde/ her koşulda uygulanabilecek 12 güçlü soruyla...

Uygulama 1: Sıkışıp kaldığınız, sizi huzursuz eden veya değiştirmek istediğiniz bir duruma odaklanın. Aşağıdaki soruları içtenlikle, acele etmeden yanıtlamaya başlayın. Bir başkasına (Sen ne istiyorsun?) veya takımlara bile sorabilirsiniz (Biz ne istiyoruz?). Gayet mümkün.

1. Ne istiyorum?
2. Seçeneklerim neler?
3. Hangi varsayımlarla hareket ediyorum?
4. Ben nelerden sorumluyum?
5. Bu konuda başka nasıl düşünebilirim?
6. Karşımdaki kişi ne düşünüyor, hissediyor ve istiyor?
7. Neleri kaçırıyor veya görmezden geliyorum?
8. Neler öğrenebilirim? (bu kişiden, bu durumdan, bu hatadan, bu başarıdan, bu başarisizlıktan vbg...)
9. En mantıklı eylem adımları hangileri?
10 Hangi soruları sormalıyım (kendime veya başkalarına)?
11 Bunu bir kazan-kazan durumuna nasıl dönüştürebilirim?
12 Mümkün olan nedir?

BİTİRİRKEN

Sorular sonuçları doğurur, büyük sorular ise büyük sonuçları.

Çok keyif aldığım vakitlerde, manâsız bir korku sarardı içimi. Arkadaşlarımdan birisi hiç unutmam “Şu an kendine ne soruyor ve diyor olabilirsin?” demişti. Heybemden pek olumlu şeyler dökülmemişti; “Çok güldük, ağlayacak mıyız? Hayat bu kadar iyi gidemez, nazar mı değer?...” “O zaman her aklına geldiğinde bütün bunların yerine ‘Bundan daha iyi nasıl mümkün olabilir?’ diyebilir misin?” diye eklemişti.

Yazdıklarımın sadece %10’unu uygulamaya başlasak neler değişirdi acaba?

 

26 Ağustos 2020 Çarşamba

Her zaman ikinci bir fırsat var...



Geçtiğimiz iki yazıda hayatımızı şekillerdiren iki zihin halinden bahsetmiştik; Öğrenici ve Yargıç. Bu iki zihin halindeyken nasıl düşündüğümüzün, ne gibi hissetiğimizin ve ne gibi sorular sorduğumuzun farkına varmıştık.

Pekiyi hangi durumda olduğumuzu nasıl anlayacaktık? Bildiniz, elbette, gözlemci kimliğimizi güçlendirerek. “Ben bu halin tam olarak nasıl bir şey olduğunu kavrayamadım?” diye soruyor olabilirsiniz. Basit, hiç kendinizi başkasına yanlış isimle seslenirken bulup, bunun farkına vardınız mı? Veya hiç sesinizin, sessiz bir ortamda aniden yüksek sesle çıktığının farkında oldunuz mu? Özetle bunlar kendimizin farkında olduğu anlardı diyebiliriz.

GEÇİŞ SORULARI

Diyelim ki “Yargıç”ta olduğumuzu fark ettik, “Öğrenici” hale kendimizi nasıl getirebiliriz? Yine sorularla..

Bunlara geçiş soruları diyebiliriz; bir nevi “kurtarıcı “sorular olup, “rotamızı düzeltecek” sorular olarak düşünebiliriz. Unutmayalı, doğru/yanlış yok, sadece seçimler var ve her iki ruh halini de seçmenin bir sonucu ve bedeli var; hem çevremiz hem kendimiz için.

Gelin bu “Köprüden önce son çıkış tabelası” niteliğindeki sorulara J kitaptan örnekler verelim;

Yargıç modunda mıyım?

Hissetmek istediğim bu mu?

Yapmak istediğim bu mu?

Nerede olmayı tercih ederim?

Oraya nasıl ulaşabilirim?

Bu işe yarıyor mu?

Elimdeki veriler neler?

Bu konuda başka nasıl düşünebilirim?

Hangi varsayımlarla hareket ediyorum?

Neyi gözden kaçırıyor veya gözmezden geliyorum?

Nasıl daha tarafsız ve dürüst olabilirim?

Karşımdaki kişi tam şu an ne hissediyor/ düşünüyor ve istiyor?

Şaşırtıcı olan ne?

Gerçekten yapmak istediğim/ kendimi adamak istediğim şey bu mu?

Bu durumdan nasıl bir mizah yakalayabilirim?

Şu anki tercihim ne?

Bizi yargıç sorularından bile kurtaran yine sorular oldu desenize...  



İLİŞKİLER

Dilerseniz şimdi bu iki zihin halinin ilişkilerimize yansımasına bakalım:

                                                        ÖĞRENİCİ/ YARGIÇ İLİŞKİLERİ

Yargıç

Öğrenici

Kazan/ kaybet diyen ilişkiler

Kazan-kazan diyen ilişkiler

Tartışan

İletişim kuran

Başkalarından/kendinden kopuk hisseden

Başkalarıyla/kendisiyle bağlantıda hisseden

Farklılıklardan korkan

Farklılıklara değer veren

Geribildirimi reddetme olarak algılayan

Geribildirimi değerli bulan

Duyduğu;

*Farklılıklar

*Doğru/yanlış

*Fikir birliği/fikir ayrılığı

Duyduğu;

*Benzerlikler

*Veriler

*Anlayış


Yine yaşlı gezegenimize bakacak olursak; kıtlık bilincinden hareketle, var gücümüzle ne pahasına olursa olsun kazanmak adına oynadığımız bir dünya yarattığımızı görüyoruz. Sonucu mu? Elbette ilk başlarda kazan/kaybet gibi görünse bile, neticede hepimiz birbirimize görünmez bağlarla bağlı olduğumuzdan ve ne ekersek onu biçeceğimizden her  iki tarafın da mutsuz olduğu kaybet/kaybet diye sonuçlanmış ilişkiler.

Oysa bolluk bilincinden bakabilsek dünya nasıl bir yer olurdu? Cennetin yeryüzüne indirilmiş halinden bahsetmez mi birçok üstad?

NİYET

Hepimiz artk herşeyin başının niyet olduğunu biliyoruz. Unutmayalım niyet herşeyi belirler.

Eğer karşıdaki kişiyi sorgulamak, köşeye sıkıştırmak, üstün hissetmek adına soru sorarsak; ne tür sorular sormuş olacağımızı ve hangi tür ilişkilerle sonuçlanacağını artık gayet iyi biliyor olmalıyız. “Öğrenici” mod için niyetlerimiz neler olabilir? Bakalım mı beraber?


· Öğrenmek
· Bağ kurmak
· Derin dinlemek,
· Çatışmayı çözmek,
· İşbirliği sağlamak,
· Yeni olasılık/ hedef/ eylem planı belirlemek,
· Yaratıcılığı ve yeniliği teşvik etmek

Siz neler eklemek isterdiniz yukardaki listeye?

Uygulama 1: Bir günlük tutun. Kendinizin yargıç modunda yakaladığınız zamanları not alın. Ne yaptınız, neler hissetiniz, nasıl davrandınız, sonucu ne oldu? O an ne gibi yargıç soruları soruyordunuz muhtemelen kendinize? Yazın. Bu soruları şimdi öğrenici şekline çevirebilir misiniz? Neler değişti?

Uygulama2: Şimdi biraz daha derine bakıyor olacağız. Sıklıkla tekrar tekrar yaşadığınız (evde-işte vbg), tabiri caizse sıkışıp kaldığınız; sizi üzen, kaygılandıran veya öfkelendiren bir durum seçin. Gelin bu durumu kendi adımıza netleştirmek için varsayımlarımıza bakalım. Yine sorular eşliğinde elbette; bu sefer ‘varsayım çürütücü’ sorular eşliğinde J;

Kendimle ilgili varsayımlarım neler?

Karşındaki ile ilgili varsayımım neler?

Geçmişten getirdiğim artık doğru olmayabilecek hangi varsayımlarım var?

Elimdeki kaynaklarla ilgili varsayımlarım neler?

Mümkün olanlarla ilgili varsayımlarım neler?

Mümkün olmayanlarla ilgili varsayımlarım neler?

“Ne kadar çok varsayımımız varmış” değil mi? İnanın varsayımlara bakmak, onları dile getirmek ve yazmak bile, üzerlerimizdeki etkisini az-çok hafifletecektir.

Dördüncü yazıda görüşmek üzere. Sokrates’in dediğin gibi “Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez”. Soruda kalın, sağlıcakla kalın J

SORULARINIZ DEĞİŞİRSE HAYATINIZ DEĞİŞİR- III

Her zaman ikinci bir fırsat var...



Geçtiğimiz iki yazıda hayatımızı şekillerdiren iki zihin halinden bahsetmiştik; Öğrenici ve Yargıç. Bu iki zihin halindeyken nasıl düşündüğümüzün, ne gibi hissetiğimizin ve ne gibi sorular sorduğumuzun farkına varmıştık.

Pekiyi hangi durumda olduğumuzu nasıl anlayacaktık? Bildiniz, elbette, gözlemci kimliğimizi güçlendirerek. “Ben bu halin tam olarak nasıl bir şey olduğunu kavrayamadım?” diye soruyor olabilirsiniz. Basit, hiç kendinizi başkasına yanlış isimle seslenirken bulup, bunun farkına vardınız mı? Veya hiç sesinizin, sessiz bir ortamda aniden yüksek sesle çıktığının farkında oldunuz mu? Özetle bunlar kendimizin farkında olduğu anlardı diyebiliriz.

GEÇİŞ SORULARI

Diyelim ki “Yargıç”ta olduğumuzu fark ettik, “Öğrenici” hale kendimizi nasıl getirebiliriz? Yine sorularla..

Bunlara geçiş soruları diyebiliriz; bir nevi “kurtarıcı “sorular olup, “rotamızı düzeltecek” sorular olarak düşünebiliriz. Unutmayalı, doğru/yanlış yok, sadece seçimler var ve her iki ruh halini de seçmenin bir sonucu ve bedeli var; hem çevremiz hem kendimiz için.

Gelin bu “Köprüden önce son çıkış tabelası” niteliğindeki sorulara J kitaptan örnekler verelim;

Yargıç modunda mıyım?

Hissetmek istediğim bu mu?

Yapmak istediğim bu mu?

Nerede olmayı tercih ederim?

Oraya nasıl ulaşabilirim?

Bu işe yarıyor mu?

Elimdeki veriler neler?

Bu konuda başka nasıl düşünebilirim?

Hangi varsayımlarla hareket ediyorum?

Neyi gözden kaçırıyor veya gözmezden geliyorum?

Nasıl daha tarafsız ve dürüst olabilirim?

Karşımdaki kişi tam şu an ne hissediyor/ düşünüyor ve istiyor?

Şaşırtıcı olan ne?

Gerçekten yapmak istediğim/ kendimi adamak istediğim şey bu mu?

Bu durumdan nasıl bir mizah yakalayabilirim?

Şu anki tercihim ne?

Bizi yargıç sorularından bile kurtaran yine sorular oldu desenize...  



İLİŞKİLER

Dilerseniz şimdi bu iki zihin halinin ilişkilerimize yansımasına bakalım:

                                                        ÖĞRENİCİ/ YARGIÇ İLİŞKİLERİ

Yargıç

Öğrenici

Kazan/ kaybet diyen ilişkiler

Kazan-kazan diyen ilişkiler

Tartışan

İletişim kuran

Başkalarından/kendinden kopuk hisseden

Başkalarıyla/kendisiyle bağlantıda hisseden

Farklılıklardan korkan

Farklılıklara değer veren

Geribildirimi reddetme olarak algılayan

Geribildirimi değerli bulan

Duyduğu;

*Farklılıklar

*Doğru/yanlış

*Fikir birliği/fikir ayrılığı

Duyduğu;

*Benzerlikler

*Veriler

*Anlayış


Yine yaşlı gezegenimize bakacak olursak; kıtlık bilincinden hareketle, var gücümüzle ne pahasına olursa olsun kazanmak adına oynadığımız bir dünya yarattığımızı görüyoruz. Sonucu mu? Elbette ilk başlarda kazan/kaybet gibi görünse bile, neticede hepimiz birbirimize görünmez bağlarla bağlı olduğumuzdan ve ne ekersek onu biçeceğimizden her  iki tarafın da mutsuz olduğu kaybet/kaybet diye sonuçlanmış ilişkiler.

Oysa bolluk bilincinden bakabilsek dünya nasıl bir yer olurdu? Cennetin yeryüzüne indirilmiş halinden bahsetmez mi birçok üstad?

NİYET

Hepimiz artk herşeyin başının niyet olduğunu biliyoruz. Unutmayalım niyet herşeyi belirler.

Eğer karşıdaki kişiyi sorgulamak, köşeye sıkıştırmak, üstün hissetmek adına soru sorarsak; ne tür sorular sormuş olacağımızı ve hangi tür ilişkilerle sonuçlanacağını artık gayet iyi biliyor olmalıyız. “Öğrenici” mod için niyetlerimiz neler olabilir? Bakalım mı beraber?


· Öğrenmek
· Bağ kurmak
· Derin dinlemek,
· Çatışmayı çözmek,
· İşbirliği sağlamak,
· Yeni olasılık/ hedef/ eylem planı belirlemek,
· Yaratıcılığı ve yeniliği teşvik etmek

Siz neler eklemek isterdiniz yukardaki listeye?

Uygulama 1: Bir günlük tutun. Kendinizin yargıç modunda yakaladığınız zamanları not alın. Ne yaptınız, neler hissetiniz, nasıl davrandınız, sonucu ne oldu? O an ne gibi yargıç soruları soruyordunuz muhtemelen kendinize? Yazın. Bu soruları şimdi öğrenici şekline çevirebilir misiniz? Neler değişti?

Uygulama2: Şimdi biraz daha derine bakıyor olacağız. Sıklıkla tekrar tekrar yaşadığınız (evde-işte vbg), tabiri caizse sıkışıp kaldığınız; sizi üzen, kaygılandıran veya öfkelendiren bir durum seçin. Gelin bu durumu kendi adımıza netleştirmek için varsayımlarımıza bakalım. Yine sorular eşliğinde elbette; bu sefer ‘varsayım çürütücü’ sorular eşliğinde J;

Kendimle ilgili varsayımlarım neler?

Karşındaki ile ilgili varsayımım neler?

Geçmişten getirdiğim artık doğru olmayabilecek hangi varsayımlarım var?

Elimdeki kaynaklarla ilgili varsayımlarım neler?

Mümkün olanlarla ilgili varsayımlarım neler?

Mümkün olmayanlarla ilgili varsayımlarım neler?

“Ne kadar çok varsayımımız varmış” değil mi? İnanın varsayımlara bakmak, onları dile getirmek ve yazmak bile, üzerlerimizdeki etkisini az-çok hafifletecektir.

Dördüncü yazıda görüşmek üzere. Sokrates’in dediğin gibi “Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez”. Soruda kalın, sağlıcakla kalın J