18 Şubat 2015 Çarşamba

MİSTİK HİKAYELER

Kelime kökenlerine bakmayı çok severim. Çünkü kanımca kelime kökenleri kelimelerin anlamlarına dair çok şey anlatırlar.

Mistik

Hayalini kurduğum yazarlık ile “author”, otantik olma anlamına gelen “authentic” kelimelerinin kökünün aynı olduğunu gördüğümde hayretler içerisinde kalmıştım. Madem hepimiz kendi hayatlarımızın yazarıydık, hepimizin otantik olması da çok doğal bir sonuçtu.

Gelin beraber, Mistisizm’in kökenine bakalım;

Yunanca (mystikos), Eleusis Gizemlerine "katılan kişi" (initiate) ve gizemlere katılım anlamına gelen (mysteria) terimiyle ilişkilidir. Sözcüğün kökeni hakkındaki görüşlerden biri Yunanca'da dudak ve gözleri kapamak anlamına gelen mueinden geldiği yönündedir...Tanrı ile doğrudan deneyim, sezgi veya içe bakış yoluyla özdeşleşme veya yeni bir idrak düzeyine varma anlamında kullanılmaktadır. Bu deneyim yoluyla bilgeliğe ulaşılır.*

Tanrıya ulaşmak, içgörü, sezgi, dudak ve gözleri kapamak, içe dönmek, bu dünyanın gerçekliğinin üzerine çıkmak...Bu dünyada olup, bu dünyaya ait olmamak...Yukardaki sözlük tabirini bir kenara bırakacak olursak, mistizm bana adı üztünde hep gizemli bir kelime olagelmiştir. Sanki kelimenin kendisi tılsımlıdır. Zaten mistizm de görünenin ötesine bakıp kalıcı olanın içindeki geçici unsurları, geçici unsurların içindeki kalıcı ve ezeli olanı keşfetmek değil de nedir?

Beslendiği yer ise dinlerin ve sanatın kaynağı olan, sözcük ve sayıların hakim olduğu sol beyinden öte sembol ve vizyonların hakim olduğu yani beynimizin yaratıcı yanının ağır bastığı sağ beyindir. Bilgi vasıtası olarak da mantıktan çok sezgiyi öne çıkarır.

MİSTİK GELENEKLER VE MASALLAR

Çokça bilinen mistik gelenekler, Musevilikte Kabala ve Hassidikler; İslamda Tasavvuf; Hristiyan mistisizmi; Taoizm ve de Zen’dir. Benim bu geleneklerde en çok sevdiğim anlatılan hikayelerdir. Eski kadim kültürlerde ya da kabilelerde de rastlanan bu hikaye anlatma geleneği aslında karşıdaki insana bir nev’i ders verir. Ancak bu anlatım şekli dersten ziyade paylaşım gibidir, o sebeple çokça benimsenmiştir.

Öncelikle insanlar hikayelere bayılırlar. Ayrıca kimse kendi üzerinden birşey öğrenmek istemez, egosu ister istemez savunma stratejisi kuracaktır. Anlatılan hikaye ise ders verilenin egosunu serbest bırakır, kişi istediği kadar hikayeyle özdeşleşir ve istediği kadarını alır. Zaten hayatta da öyle değil midir? Herkes bu dünyaya misafirdir ve herkes yine ancak almaya açık olduğu kadarını (mal-mülk, para-pul, bilinç seviyesi-farkındalık, sevgi-ilgi-değer...) alıp dünyadan göçüp gider.

Küçüklüğümden beri masal dinlemeyi sevdiğimden mi nedir, Şehrazad’ın 1001 Gece Masalları’na benzeyen bu hikayeleri dinlemeye ve tekrar tekrar okumaya bayılırım. Aslında bakarsanız Masal Yazarları’nın da farklı bir bilgelik seviyesinden geldiğine inananlardanım. Masallar “Bir varmış bir yokmuş...” diye başlar. Bu deyiş, Kuantum fiziğinde her hücrenin titreştiği, zamanın en ufak biriminde yok olup tekrar varolduğu gerçeğini anımsatır bana.

Üstadlar “her an ölüp, diriliyoruz” derken bunu mu kastetmişlerdir acaba? Masallarla terapi bile var. Debbie Ford** bir kitabında; yetişkin olduğunda, küçükken çok sevmiş olduğu bir masal üzerinde çalışarak, kendine dair çok güzel bir farkındalık keşfettiğini söyler.

Siz küçükken en çok hangi masalı severdiniz?


*Wikipedia

**1957 yılında, Florida'da doğdu. Amerika'lı kişisel gelişim uzmanı. JFK Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden mezun oldu. Özellikle insan bilinci alanına çok önem veren yazarın konu hakkında çeşitli kitapları bulunmakta.


1 comments:

  1. Masal değil de kitap geldi aklıma... Küçük Kadınlar. Tekrar okuyup bakayım nereden oradaki karakterle kendimi özleştirdiğimi :) ellerine sağlık

    YanıtlayınSil