18 Şubat 2015 Çarşamba

PORTAKALIN BİLGELİĞİ

Hiç demeyin portakalın da bilgeliği olur mu diye? Olur tabi, neden olmasın? Hayatta her şeyin bilgeliği vardır, bakmasını ve de görmesini bilene. 

Portakal

Bir portakaldan bile çok derinlere gidebileceği gibi, çok kutsal bir yerde ya da ilahi bir olayda bile hiçbir farkındalık kazanmayabilir, hatta dünyanın çevresini dört döner, aynı kalmaya devam edebilir insan.

Eski bir hikayedir çok sığ görüşlü, olaylara dar bakan kibirli bir adam yaşarmış...Herkesi eleştiren, yaftalayan, etiketleyen...Arkadaşları sürekli olarak ona bu huyunu hatırlatırlar, kendine çekidüzen vermesini isterlermiş. Birgün adam sırra kadem basmış, arkadaşlarını bir merak sarmış. Aradan epey bir zaman geçince adamın göründüğü haberi gelmiş, arkadaşları şaşırmışlar. Varmış koşmuşlar kıyıya. Bizim adam gemiden iniyor, sıra sıra yüklerini oraya buraya emir vere vere, bağıra çağıra indirtiyor, havasından geçilmiyor. Arkadaşları, “Nerdeydin bunca zamandır?” demişler ve de hasbıhal etmişler. Bizimkisi durur mu, aylardır bu anı beklemekte, “Siz bana dar görüşlü dediydiniz ya,” demiş, “vardım koydum biriktirdiklerimi önüme, gezdim tozdum dünyayı. Dünyayı benden daha iyi bilen yok.” Arkadaşları kıkırdamışlar, “İyi de demişler, sen kendini de götürmüşsün oralara...Değişen ne oldu ki?”

Derler ki eskiler arif, alim ve bilge arasındaki fark;

“Arif hem kendine hem de başkasına şekil verene denir
Alim başkasına şekil verene denir
Bilge ise kendine şekil verendir...”


Madem geldik bu dünyaya naçizane kendimize şekil vermeye, kendimizin daha iyi bir versiyonu olmaya, o zaman herkes mi bilge? Pek sanmam, maksat yarına bugünden farklı bir insan olabilmek değildir sadece, o zaman herkes bilge olurdu, maksat yarına bugünden daha farkında bir insan olabilmek. Farkındalık ise ister istemez bilinçlenmeyi, farklı gözlüklerle bakabilmeyi, öncelikle insanın kendi sistemini (vücut-duygu-zihin); daha sonra bulunduğu ekosistemi tanımayı, anlamayı ve uyumunu yakalamayı gerektirir. Ödülü ise; Evrensel Zekanın inceliklerini görebilmek, duyabilmek, sezebilmek ve de en önemlisi bunları yaşayan olabilmektir.

PORTAKAL DEDİKLERİ...

Portakal doğup büyüdüğüm Mersin’imin en sevdiğim meyvelerindendir...

Portakal'ın rengi turuncu, burcum olan İkizler'in rengidir...

Portakal’ın rüya dili berekettir...

Portakal’ın renk dili kahkahadır, soğuk tonu olmayan tek renktir, sıcaktır-sıcacıktır...

Portakal ikinci çakranın rengidir. İkinci çakranın dili olan yaratıcılık* yaşam üretir ve yaşamı yeniden yorumlar. Yaradan’ın insanla paylaştığı güzel sıfatlarındandır... 

Bir de Portakal’ın benim için ayrı bir hikayesi, dolayısı ile anlamı var. Türkiyemizin mutfağı ile meşhur Antakya’sına yapmış olduğum seyahat sırasında tur rehberimiz sordu:

- Dünyamızı meydana getiren dört ana element nedir?

- Ateş, su, hava ve toprak (Cem Yılmaz’ın dediği gibi tahta değil :) ) dedim.

Ödülüm Portakal oldu...Çok sulu, tatlı bir portakal ;)

Yaşamdaki bilgeliği algılayanlardan ve yaşayanlardan olmamız dileğiyle...

* Allahın subuti sıfatlarından 8-Tekvin: Allah yaratıcıdır.

0 comments:

Yorum Gönderme