13 Mart 2015 Cuma

Sınıftakilere soruyorum, eğitim başlığı “Perakendecilikte Koçluk”: “Koçluk nedir arkadaşlar?” İsmimden de esinlenerek, “Hocam, Şeyda Coşkun’un yaptığı değil mi?” diye kıkırdıyorlar. Anlıyorum mola vakti gelip çatmış bile.

çocuk ve potansiyel

Bazı kavramlar vardır, sıkça kullanılan. Hatta gün gelir moda bile olur, ancak kimse ne olduğunu tam da tarif edemez, kulaktan dolmadır bildikleri. İşte bence “koçluk” da onlardan biri. Gelin o zaman biz tanımlayalım. Malum iki tür tanım vardır; birincisi bir nesne/ varlığın özelliklerini eksiksiz olarak belirtme. ICF* Türkiye’nin bu bağlamda yapmış olduğu tanıma göre;

“Koçluk, müşterilerin kişisel ve profesyonel potansiyellerini maksimize etmek amacıyla düşünce doğurucu ve yaratıcı bir süreçte onlarla ortaklık yapmaktır.” 

İkinci tür tanımlarda; öncelikle varlığın veya nesnenin özellikleri ile onu benzerlerinden ayıran yönleri belirtildiğinden varlığın/ nesnenin sınırları ve çerçevesi net olarak çizilir. O zaman koç ne değildir? Koç; mentor, terapist, danışman ya da eğitmen değildir.

Koçluk:
Süreci kişiden daha iyi bilmek gerekmez.
Herhangi bir bilgi aktarımı söz konusu değildir.
Gelişim bazlı bir süreçtir, uzun veya kısa vadeli kişisel gelişim sürecidir.

Seans;
Şimdiye ve geleceğe odaklanır.
Çözümü bulmaya yöneliktir.
“Nasıl?” diye sorar.
Müşteri aktiftir.
Değişim söz konusudur.

Mentorlük:
Süreci kişiden daha iyi bilir.
Gereken araç, yapı, bilgi ve deneyim aktarımını, kişinin kendi yolunu ve rengi bulmasına engel olmadan yapar (Osmanlı İmparatorluğu’ndaki “lalalık” sistemi gibi).
Gelişim bazlı bir süreçtir, uzun vadeli gelişim sürecinde yolculuk ortağıdır.
Mentor ve mentee arasında karşılıklı bir akış vardır.

Terapi:
Geçmişe odaklanır.
Sorun üzerine yoğunlaşır.
“Neden?” diye sorar.
Müşteri pasiftir.
İyileşme söz konusudur.

Danışmanlık:
Bilgi satar; konuyu danışan kişiden daha iyi bilmelidir, uzmanlık gerektirir.
Danışmandan danışana doğru bir akış vardır.
Sorun çözme odaklıdır.

Eğitim:
Hedeflenen bilgiyi öğretmek amacıyla bilgi ve deneyim paylaşır.
Eğitmenden katılımcıya doğru bir akış vardır.
Bir program doğrultusunda hareket eder.
Öğrenmeyi ve uygulamayı kolaylaştıracak yöntemler uygular.


Tabi, herşeyden önce koçluk bir meslek olduğu kadar bakış açısıdır ve yukarda saymış olduğum her süreçte koçluk becerileri kullanılabilir. Koçluk bakış açısının dünyaya hediye etmiş olduğu, yukarıdaki tanımda da altını ısrarla çizmiş olduğum iki önemli değer var:

Birincisi her insan eşsiz ve her insan ihtiyaç duyduğu potansiyele sahiptir. İnsanları geçmişlerine ya da mevcut performanslarına göre değil potansiyellerine göre değerlendirmek esastır. Potansiyel bence sihirli bir sözcüktür, çok farkındalıkla kullanılmayan.

POTANSİYELE GİDEN YOLDA

Potansiyel ne demektir? Potansiyel fizik dersinden hatırlarsınız; gizli, görünemeyen güç, henüz ortaya çıkmamış güçtür. Çevremizde politika olsun, bilim olsun, sanat olsun, o işin erbabı diye nitelendirdiğimiz, imrendiğimiz rol modeli, kanaat önderi veya lider dediğimiz insanlar vardır ya, işte onlar potansiyellerini hayata geçirebilmiş kişiler, yani bir nevi hayat ustaları veyahut üstadlarıdır. Zaten “Usta” kelimesinin tanımı da potansiyelini açığa çıkarmış, kullanan, çevresine de bu yolla fayda sağlayan, değer yaratan insandır.

Şimdi yine gelin fizik dersine dönelim; potansiyel enerji bir cismin yerden yüksekliğinden dolayı oluşan enerjiyi temsil eder. 200 m. yüksekliğinde duran bir saksıyı ele alalım. Saksı yerinde sabit olsa bile 200 m. yukarıda olduğu için çok yüksek bir potansiyel enerjisi vardır. Saksıyı o yükseklikten bıraktığınız anda POTANSİYEL enerji, KİNETİK enerjiye yani harekete dönüşür ve gitgide hızlanarak saatte 130 km hızla çarpar.** Saksı elbette potansiyelinin farkında değildir. Peki, bizler saksı mıyız? Hayır elbette :), bizim de hayallerimiz var, en azından çocukken vardı, şu an sorsam yarın ölecek olsanız ne yapmaya karar verirdiniz, sizi yataktan çıkaran ne olurdu?

Felix Baumgartner’ı hatırlıyor musunuz? Hani 39,000 m yükseklikten atlayan Avusturyalı paraşütçü ve yüksek atlamacı. Bir röportajını dinlemiştim, ilginç bir şekilde uzay aracı ve atlama sahnesini taa çocukken resmettiğini fark etmiş. Nerden nereye? Demem o ki çocukluk hayallerinizi küçümsemeyin asla. Belki potansiyele götüren yoldur.

İkincisi değer öbür yazımın konusu...



Hamiş: Koçluğun diğer hizmetlerden farkını tespit ederken, notlarından faydalandığım deneyimli meslekdaşım ve aynı zamanda arkadaşım Dilek Serimoğlu’na sonsuz teşekkürler.


* International Coach Federation

** Saksı örneği :) arkadaşım ve bir zamanlar koçum  olan sevgili Timur Tiryaki'nin "Budha mı olsam? Ceo mu olsam?" kitabından alıntıdır.

KOÇLUK NE DEĞİLDİR?

Sınıftakilere soruyorum, eğitim başlığı “Perakendecilikte Koçluk”: “Koçluk nedir arkadaşlar?” İsmimden de esinlenerek, “Hocam, Şeyda Coşkun’un yaptığı değil mi?” diye kıkırdıyorlar. Anlıyorum mola vakti gelip çatmış bile.

çocuk ve potansiyel

Bazı kavramlar vardır, sıkça kullanılan. Hatta gün gelir moda bile olur, ancak kimse ne olduğunu tam da tarif edemez, kulaktan dolmadır bildikleri. İşte bence “koçluk” da onlardan biri. Gelin o zaman biz tanımlayalım. Malum iki tür tanım vardır; birincisi bir nesne/ varlığın özelliklerini eksiksiz olarak belirtme. ICF* Türkiye’nin bu bağlamda yapmış olduğu tanıma göre;

“Koçluk, müşterilerin kişisel ve profesyonel potansiyellerini maksimize etmek amacıyla düşünce doğurucu ve yaratıcı bir süreçte onlarla ortaklık yapmaktır.” 

İkinci tür tanımlarda; öncelikle varlığın veya nesnenin özellikleri ile onu benzerlerinden ayıran yönleri belirtildiğinden varlığın/ nesnenin sınırları ve çerçevesi net olarak çizilir. O zaman koç ne değildir? Koç; mentor, terapist, danışman ya da eğitmen değildir.

Koçluk:
Süreci kişiden daha iyi bilmek gerekmez.
Herhangi bir bilgi aktarımı söz konusu değildir.
Gelişim bazlı bir süreçtir, uzun veya kısa vadeli kişisel gelişim sürecidir.

Seans;
Şimdiye ve geleceğe odaklanır.
Çözümü bulmaya yöneliktir.
“Nasıl?” diye sorar.
Müşteri aktiftir.
Değişim söz konusudur.

Mentorlük:
Süreci kişiden daha iyi bilir.
Gereken araç, yapı, bilgi ve deneyim aktarımını, kişinin kendi yolunu ve rengi bulmasına engel olmadan yapar (Osmanlı İmparatorluğu’ndaki “lalalık” sistemi gibi).
Gelişim bazlı bir süreçtir, uzun vadeli gelişim sürecinde yolculuk ortağıdır.
Mentor ve mentee arasında karşılıklı bir akış vardır.

Terapi:
Geçmişe odaklanır.
Sorun üzerine yoğunlaşır.
“Neden?” diye sorar.
Müşteri pasiftir.
İyileşme söz konusudur.

Danışmanlık:
Bilgi satar; konuyu danışan kişiden daha iyi bilmelidir, uzmanlık gerektirir.
Danışmandan danışana doğru bir akış vardır.
Sorun çözme odaklıdır.

Eğitim:
Hedeflenen bilgiyi öğretmek amacıyla bilgi ve deneyim paylaşır.
Eğitmenden katılımcıya doğru bir akış vardır.
Bir program doğrultusunda hareket eder.
Öğrenmeyi ve uygulamayı kolaylaştıracak yöntemler uygular.


Tabi, herşeyden önce koçluk bir meslek olduğu kadar bakış açısıdır ve yukarda saymış olduğum her süreçte koçluk becerileri kullanılabilir. Koçluk bakış açısının dünyaya hediye etmiş olduğu, yukarıdaki tanımda da altını ısrarla çizmiş olduğum iki önemli değer var:

Birincisi her insan eşsiz ve her insan ihtiyaç duyduğu potansiyele sahiptir. İnsanları geçmişlerine ya da mevcut performanslarına göre değil potansiyellerine göre değerlendirmek esastır. Potansiyel bence sihirli bir sözcüktür, çok farkındalıkla kullanılmayan.

POTANSİYELE GİDEN YOLDA

Potansiyel ne demektir? Potansiyel fizik dersinden hatırlarsınız; gizli, görünemeyen güç, henüz ortaya çıkmamış güçtür. Çevremizde politika olsun, bilim olsun, sanat olsun, o işin erbabı diye nitelendirdiğimiz, imrendiğimiz rol modeli, kanaat önderi veya lider dediğimiz insanlar vardır ya, işte onlar potansiyellerini hayata geçirebilmiş kişiler, yani bir nevi hayat ustaları veyahut üstadlarıdır. Zaten “Usta” kelimesinin tanımı da potansiyelini açığa çıkarmış, kullanan, çevresine de bu yolla fayda sağlayan, değer yaratan insandır.

Şimdi yine gelin fizik dersine dönelim; potansiyel enerji bir cismin yerden yüksekliğinden dolayı oluşan enerjiyi temsil eder. 200 m. yüksekliğinde duran bir saksıyı ele alalım. Saksı yerinde sabit olsa bile 200 m. yukarıda olduğu için çok yüksek bir potansiyel enerjisi vardır. Saksıyı o yükseklikten bıraktığınız anda POTANSİYEL enerji, KİNETİK enerjiye yani harekete dönüşür ve gitgide hızlanarak saatte 130 km hızla çarpar.** Saksı elbette potansiyelinin farkında değildir. Peki, bizler saksı mıyız? Hayır elbette :), bizim de hayallerimiz var, en azından çocukken vardı, şu an sorsam yarın ölecek olsanız ne yapmaya karar verirdiniz, sizi yataktan çıkaran ne olurdu?

Felix Baumgartner’ı hatırlıyor musunuz? Hani 39,000 m yükseklikten atlayan Avusturyalı paraşütçü ve yüksek atlamacı. Bir röportajını dinlemiştim, ilginç bir şekilde uzay aracı ve atlama sahnesini taa çocukken resmettiğini fark etmiş. Nerden nereye? Demem o ki çocukluk hayallerinizi küçümsemeyin asla. Belki potansiyele götüren yoldur.

İkincisi değer öbür yazımın konusu...



Hamiş: Koçluğun diğer hizmetlerden farkını tespit ederken, notlarından faydalandığım deneyimli meslekdaşım ve aynı zamanda arkadaşım Dilek Serimoğlu’na sonsuz teşekkürler.


* International Coach Federation

** Saksı örneği :) arkadaşım ve bir zamanlar koçum  olan sevgili Timur Tiryaki'nin "Budha mı olsam? Ceo mu olsam?" kitabından alıntıdır.