22 Mayıs 2016 Pazar

DOSTLUK MU DEDİNİZ?

Takıldım ben bu kelimeye, nedense...


Oysa dostlarım da var benim, kendimce. Her milletten, dinden ve meslekten, sayıları iki eli geçmez, yerleri başımın üsünde. Nedir “dostluk” desem, ne dersiniz; maddi-manevi paylaşım, başka? Samimi ve içten olmak ? Dertleşmek, sevgi-saygı, dinlemek? Ya da “Üç Silahşörler”de olduğu gibi “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz” için mi? Çokça verilen örnektir Mevlânâ ve Şems’in dostluğu. Sahi kaldı mı böyle yaşanan dostluklar?

Elbette devir değişti, zaman su gibi akıp gitmekte; kendimize bile vakit ayıramazken, nasıl mümkün böylesine candan ilgiyi sunabilmek başka birine? Biliyorum hepsi geçerli, dünya hızla değişmekte, bir konferansta dinlemiştim; şimdi okuyan çocukların %65 gibi yüksek bir oranı bizim hiç bilmediğimiz mesleklerde çalışacaklarmış. Dünya ilerde ne hale gelecekse, düşünün hele. Elbette herşey dönüşürken kavramların sabit kalması varsayılamaz. Yaşananların duygusu olmasa dahi formlarının değişeceği aşikâr.

DOST DOST DİYE NİCESİNE

İstanbul’a ilk geldiğimde hayli afalladıydım (şimdi facebook paylaşımlarında aynı şaşkınlığı yaşamaktayım); herkes kadirşinâs, herkes hatırnaz, herkes herkese dostum demekte, lâkin en ufak birşey karşısında karşısındakini satabilmekte. Başı ağrır dostunun düğününe gitmez, evi uzak diye yasına katılmaz. Ammâ velâkin herkes herkesin canı-ciğeri.

Bence dostluk için en önemli kriter karşılıksız ve çıkarsız ilişki. Seninle ağlayan, seninle gülen. En başta da emek veren. Dost sinemaya yalnız gidilmesin hatta yalnız kalınmasın diye, derdini anlatmak istediğinde aranan biri oldu maalesef; o artık ‘anlık’ bir can yoldaşı. Aslında gerçekte öyle bir can yoldaşıydı ki bu; gerektiğinde can’ını bile emanet ettiğin, ancak gel zaman git zaman yıkanmaktan çekiveren çamaşırlar gibi tanımın içi hayli küçüldü.

DOST MU DÖNER Mİ

Neden dostluk edemiyoruz, layıkıyla hakkını veremiyoruz? Sanıyorum en başta “ben odaklılık”. O kadar ben odaklı olmuşuz ki farkında bile değiliz. Bir kutlamaya davetliyim; yeni bir kopuş yaşamışım, bunun yarattığı üzüntüyle aniden sol gözüm şişip sol elim uyuşuyor. Bende bir telâş. Arayıp gelemiyeceğimi söylüyorum canhıraş ve acil doktora gitmem gerektiğini ekliyorum, nedeni bile sorulmuyor desem. Alınmadım eminim odağı düzenleyeceği partide, sadece “ben” odağına bir örnek olsun diye.

Tabi bir sürü başka etken var; samimiyetsizlik, çıkarcılık, hesapçılık, paylaşmayı bilememekten tutun bilinçaltımızın hediyeleri ;) bağlanma, terk edilme, sevme ve sevilmeme korkuları da dahil bu sepete.

Buçuk döner olur elbette, pekiyi buçuk dostluk olur mu?


İLACI NE?

Dostluk gönül işi, aşk gibi. Birine aşık mısınız değil misiniz, bilirsiniz, değil mi? Uyandığınızda ilk düşündüğünüz odur, uyumadan önce en son aklınıza gelen , ne yaparsa yapsın silip atamazsınız, onun için herşeyin en iyisini dilersiniz. Bir üzüntüsünde için için yanında olmak istersiniz, mümkün olmasa dahi.

Gerçek dostluğun ucu evliyâlar* misâli Hak yoluna kadar çıkar. Takkelerimizi önümüze koyma zamanı, bu çizginin neresindeyiz ve neresinde durmayı SEÇİYORUZ? Skalanın bir ucunda gönül dostu, gönlünde herkes ile dost olan, kapsayarak genişleyen, aşk ile hizmet edip dokunabileceği kadar çok insanla bağ kurmayı isteyen; diğer ucunda yalnızlık ve bence daha kötüsü içi boş, sahte, yapmacık, karşılıklı çıkara dayalı her türlü paylaşım.

Yine ve yine “seçim” kelimesine gelindi desenize...

Hamiş: Seçimler üzerine bir yazı farz oldu bence...


* Evliyâ kelimesi Tasavvuf terimi olup veli kelimesinin çoğulu. Allah'ın dostları anlamında.


0 comments:

Yorum Gönderme