19 Mayıs 2016 Perşembe

RADYO TİYATROSU

Yapım: Ankara Tiyatrosu
Yöneten: Rüştü Asyalı, Efektör: Korkmaz Çakar
Seslendiren Sanatçılar: Çetin Tekindor, Tilbe Saran, Müşfik Kenter. Hatırladınız mı? O zaman devam edeyim...

Şeyda için hayat tatlı bir aydınlanma

Yazan: Şeyda Bodur
Oyun: Bir İlkyaz Gecesi Düşü (Tamam Shakespeare’in ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’’ndan esinlendim, ahhhh ah siz dikkatli okurlar, sizden birşey kaçmaz öhöm öhöm)

Zil sesi: Zırrrrrrrrrr

Şeyda (şaşırmış şekilde): Kim o? Hay Allah kimsecikleri beklemiyordum, gece yarısını geçti saat?
Zil ısrarla çalmaya devam eder: Zırrrrrrr
Şeyda (uykulu): Açayım bari...Siz de kimsiniz? Hem de bu saatte? Böyle palas pandıras da girilmez ki?
Zihnin sesi (telâşlı): Ne zamandır bu anı bekliyorum, kusura bakmayın...
Şeyda (biraz sert): Tamam buyrun, hem uyandırıyorsunuz, hem ayakkabılarınızı çıkarmıyorsunuz. Bu konuda hayli titizim. Sosyetik akrabalarım dalga da geçse, isterim dışarının enerjisi dışarda kalsın. Hem Japonya’da bile çıkarılıyor, bu neyin havası? Buyrun terlikleriniz.
Zihnin sesi: Evin ne sade, şimdiye kadar hep içerden bakınca; göremedik haliyle.
Şeyda (yumuşamış): Bu saatte rahatsız ettiğinize göre mesele mühim olmalı?
Zihnin sesi (bir iki öksürür): Şey nasıl desem, zam istiyorum ben, olmuyor böyle!
Şeyda (hayretle): Pardon?
Zihnin sesi (bir iki daha öksürür): Anlatayım, çok yoğun çalışıyorum, sabahtan akşama kadar düşünüyorsunuz, gecesi yok gündüzü yok, kim dayanır? Mesai vermelisiniz. Hem çoğu bizim “çöp” dediğimiz türden. Yani yaratıcılıktan, ilhâmdan uzak! Geçmişte bolca takılma, sonra gelecek için endişelenme. Bunu yapacağınıza bari gelecek için hayâl kursanız ya. Hoş size akıl vermek işim değil, ben sizi değil siz beni seçeceksiniz.
Şeyda: Anlamadım? Siz ciddi misiniz?
Zihnin sesi: Oldukça, sosyal yardım talebimiz de olacak, özelikle stresli anlarında düşünce hızınızın iki katına çıktığını tesbit etti sendika.
Şeyda (afallamış): Sendikanız da mı var?
Zihnin sesi: Elbette, sarı sendika mıydı, yok mavi, tamam şimdi buldum mor mor. Hem tepe çakrasının rengi, Bizanslılar’da sadece asiller giyermiş bu rengi. Ha bir de Hürrem Sultan. Bize de böylesi yakışır değil mi?
Şeyda (gülerek): Şimdi sen bu espri için de ek bir şeyler istemeyesin?
Zihnin sesi: Olabilir canım, ya zam ya meditasyon seçim senin. Pek de şekersin yahu, biz kaçar.
Şeyda (dumura uğramış): Canım? Siz? Siz kaç kişi?


ARKASI YARIN ;)

Bir şarkı alalım araya o zaman:
Oynaya oynaya gelin çocuklar
Elele elele verin çocuklar


Zil sesi: Zırrrrrrrrrr

Şeyda (sinirli): Ayy bu zil ne çaldı gece gece...
Sezgi (kuğu gibi süzülerek): Bu saatte rahatsız etmek istemezdik, kafa karışıklığı tesbit ettik!
Şeyda (rahatlamış): Doğru, neyi, kimi dinleyeceğimi şaşırdım.
Sezgi: Kolay değil insan olmak, zihnin sesi kafa karıştırır. Tabi arasıra onu da dinlemek icap eder.
Şeyda (merakla): Nasıl ayıracağım ben ikinizi? Ne zihnin sesi ne sezgi?
Sezgi (sevecen bir şekilde): Şöyle anlatayım, zihnin sesi bıdı bıdı eder, iyi çekmeyen bir radyo gibi. Yatay zamana aittir, aynı anda bikaç şey sunar; birbiriyle çelişen. Sezgide hiç şüphe yoktur, diğer doğrularla çelişmez, bu da mı olsaydı diye kararsızlığa sürüklemez. Sezgi içsel biliş duygusu yaratır; sembolik dillerle gelebilir, farkında olmak yeter. Misal rüyâyla gelir, doğa ile...
Şeyda: Geçtiğimiz yaz sürekli başıma yapraklar düştü, onun gibi mi?
Sezgi: Aynen bu bazen acı da verebilir, bir sevgiliyi geride bırakmak gibi, acıtsa bile gerçeği hissetme duygusu vardır.
Şeyda: Nasıl bildin?
Sezgi (oldukça sakin): Ee müsaadenle ben Sezgi’yim.
Şeyda: Sanki sevdiğim birinden kopacağımı hissettim derinden, bu sıcakta her solan yaprak nasıl beni ve hatta kafamı buluyordu? Allah’ım olmasın diye yalvardım...
Sezgi: Sakın üzülme, Yaradan dilerse kışın orta yerinde çiçekler dökülür başından aşağı. Lâkin herşeyin var zamanı.
Şeyda (derinden iç çeker)
Sezgi: Biz zamandan bağımsız faliyet gösteririz, dikey boyutta işleriz. Aniden beliririz, âdeta bir şimşeğe benzeriz. Böyle demem yanıltmasın, hayli narin, kırılganızdır. Gelince sarmalanmak, kucak açılmak isteriz.
Şeyda: Size nasıl yakınlaşıp kendimizi açabiliriz?
Sezgi (dingin ve emin) : Herşeyde olduğu gibi adım adım, basit işlerle başlayarak. Mesela dolabı açtın, planladığın ve hatta ütülediğin bir giysi vardı kafanda, ancak gözün sürekli başka birşeye takılmakta. Alıp onu giyerek...
Şeyda: Bir kez davete gideceğim, bir kolye sürekli elime geliyor bir şekilde, sanki beni tak diyor. Aynısı üzerinde bir hanımla tanıştım. Gülüştük. Onun gibi mi?
Sezgi (teşvik edici): Aynen, bazen farklı bir yol sizi çağırır, bazen bir yerde oturup 5 dakika mola vermek isterseniz yapın. Bakın bakalım neler oluyor?
Şeyda (motive olmuş) : Neler?
Sezgi: İnsanoğlu sınırlı düşünüyor; arzularına hep belirli yollarla kavuşacağınız sanıyor, oysa milyon, milyar, sonsuz yol var. Sezgi buna bir kapı. Dinlerseniz bizi, bütün kapılar kolay açılır, evren size hizmet etmek için âdeta yaraşır.
Şeyda (coşkuyla el çırparak): Ee başlasın yolculuk o zaman...
Sezgi (şen şakrak)Ee başlasın bilinmeyene yolculuk o zaman. Sürprizlere hazır ol...


Hamiş: İsterdim beni kadife sesli biri seslendirsin :) Bu vesile ile yukarda adı geçen ustaları saygıyla analım.


0 comments:

Yorum Gönderme