27 Haziran 2016 Pazartesi

EVLİLİK, DÜĞÜN & KENDİN OLMA ÜZERİNE - I

Düğün sezonu kapanmadan bu yazıları yazmalıydım :)

Ve damat Şeyda'ya gelinliği alır

“Her genç kızın rüyası Zetina dikiş makinası.” Araya reklam almak durumunda kaldık, malum hayat pahalı. Şaka bir yana, şimdi bir kuşak, özellikle de o kuşak “Yerli malı yurdum malı, herkes onu kullanmalı” sloganlarıyla büyümüşse, bu cıngıla pek bir âşinâ olsa gerek.

Sloganı biliriz de pekiyi sloganın ardında yatan mesajı? Slogan şunu söyler inceden inceye, her genç kız evlenip yuva kurmayı düşler. İlk ihtiyacı elbette ne olacak? Dikiş makinası. Dünyada fazla üretimin olmadığı, her şeyin az ve öz olduğu zamanlar. Canım ülkem de buna dahil. Üstelik herkes kıt kanâat geçinmekte. Tutumlu olmanın özendirildiği, bir çorabın yırtılan yerinin defalarca dikilip yeniden giyildiği dönemler...

Şaşırdınız mı? O zaman yaşımız belli oldu desenize şuna! Şimdilerde çorabı azıcık delinse fırlatıp çöpe atan bir nesil var huzurlarımızda. Yine bilenler bilir, vakti zamanında örücülük diye bir meslek erbâbı bile vardı. Başınıza çorap örmüyorlardı da ;) misal pantolununuz bir yeri yırtılsın derince, giderdiniz örücüye, arayı aynen bir güzel halı dokur gibi doldurur, eskisinden de sağlam teslim ederdi elinize.

A’DAN K’YA

Evlenmeye dair karışık duygularım vardı, bir yandan her duama “hayırlı koca” kısmını ekleyiveren naif yanım, diğer yandan gerek çevremde gördüğüm kötü modellerden gerek düşük özgüvenimden evlilik kavramına mesafeli duran “daha acelesi yok” diyen tarafım. Kaderin de cilvesiyle ikincisi şu ana kadar ağır basmış görünmekte :( Bütün bunların üzerine; evliliğin tadı tuzu biberi herşeyi saydığım “AŞK” yoksa neyleyim ben alelade birlikteliği?

Dün gibi hatırlarım, daha 15 yaşlarında herkes erkek kapma derdinde, ben top peşinde. Veya üniversitede, kızlar karşı cinsi tavlama niyetinde, ben yine hayatın keyfini çıkarma derdinde. Anlamazdım kızların bu kadar erkek peşinde olmasının nedenini. Üstelik tavlamak bence erkeğe yakışır. Hayatın tadı onlarsız da pekâlâ çıkardı, onlar varsa elbette katmerli, hele ki AŞK başka başımızın tacı, ancak yoksa fazla zorlamamak lazımdı kanımca.

Ne zaman üçüncü sınıfa geldim, dedim “Evleneceğim. Yoksa delireceğim!” Neden mi? Tamamen zarûret. Benim dönemimde Boğaziçi Ekonomi bölümü epey matematiksel ve ağırdı. Üç boyutlu matematik olsun, matriksler olsun, ekonometri olsun bu babayiğit dersleri bizimle beraber kimler almazdı ki? Görünüşte “Merhaba” demekten aciz, lâkin içlerinde küçük birer Einstein olarak dolaşan elektronikçiler, bilgisayar programcıları. Açıklanacak sonuçlar ortalama eğrisine göre olacağından, kimin eğri ;) kimin doğru olacağına yani kimin dersi geçip geçmeyeceğine bu parlak beyinler karar verirdi. DD mi yoksa F mi, elimiz yüreğimizde, hay bin kunduz !

Sayımız çok arttığından kalite kavramı gereği tüm sınıflar ikiye bölündü, soyadına göre; A’dan K’ya ve L’den Z’ye. Malumunuz bir ‘Bodur’ olaraktan ilk bölümde yer alıp, bir güzel eski hocaların insafına bırakıldık. Oysa öbür gruba A.B.D’den yeni gelen hayli kafa, nispeten kolay sorular soran doçentler girdi. O sene dedim ki kendime “L’den Z’ye transferimi gerçekleştirebilmek adına ya evleneceğim veya bunca matematiksel denklem içinde sonsuzlukta bir yerlerde yitip gideceğim”.

Ya öyle demekle olmuyor Şeyda hanım, sen yıllarca evlilik kavramından kork, uzak dur, şimdi çat kapı bekle bir Mr. Mucize. Payıma düşen, yeni yıl akşamında bile hiçbir zaman anlamadığım ve anlamayacağım Dış Ticaret eğrilerinin karşısında kafa patlatmak oldu...

Devamı gelecek...


Hamiş: Benim bahsetmiş olduğum gerçek aşk, bir insanı sadece arzulamaktan öte; yüreğiyle, teniyle, fikirleriyle ezcümle baştan sona her şeyiyle sevmek. Bu anlamda İspanyolca en dürüst lisan. Arzunun altını çizen 'Seni seviyorum' anlamına gelen 'Te quiero' aslında 'Seni istiyorum' manasına gelir. Gerçek sevgi yerine geçen 'Te amo' pek az kullanılır.

0 comments:

Yorum Gönderme