30 Haziran 2016 Perşembe

EVLİLİK, DÜĞÜN & KENDİN OLMA ÜZERİNE - II

Şöyle ki her Türk kızı düğününü inceden inceye planlar...


Evlenmeye karşı karışık duygular içinde olmam düğünümü en ince detayına kadar planlamaya engel teşkil etmiyordu. Formatımız belli, dişiyiz nihayetinde. Ee bende öyle yaptım. Yerinden yurduna, şeklinden şemâiline, yemeğinden müziğine. Her bir şey düşünülmüş inceden inceye, çiçeğine kadar bile, lâkin bir şeyler eksik. Tahmin ettiniz damat :)

Sanıyorum biz dişiler için genel geçer bir kavram “Düğünüm ve Damat” olayı. Üzgünüz beyler, bu işin gerçek ve komik olan yanı...

KOZMİK ŞAKA

Planlanan: Sene 1990’lar. Düğünüm kır düğünü olmalıydı, henüz bu kavram Türkiye’ye gelmemiş bile, yabancı dergilerin birinde görmüşüm. Yeşillikler içinde, hem doğal hem şık. Benim yerli malı versiyonum yüksel ihtimalle Sapanca'da olacaktı. Dedim ya herşey tamam beyimiz haricinde.

Gerçekleşen: Sene 2014. Evrenin ince bir mizah anlayışı var, kabul etmek gerek. Seneler sonra bir minübüste Sapanca’ya gidiyoruz, nereye mi? Bildiniz, düğünüme. Bir hafta öncesinde gayrimüslim bir arkadaşımla Eminönü taraflarında alışverişe bile gitmişliğimiz var. Duvağından çiçeğine kadar her bir şeyim hazır. Lâkin bir şeyler eksik. Tahmin ettiniz damat :) İlahi düzen şaşmaz, ne tasavvur edeceksen az biraz dikkat ;)

Almış olduğum eğitimlerden beni en çok etkileyeni  'Kutsal Dişi'nin üçüncü ayağındayız. Günlerce içe dönüp, dişil ve eril yanlarımızı çalışmışız. Akabinde içimizdeki kadın ve erkeği buluşturmaya gidiyoruz Sapanca’ya kutsal bir tören eşliğine. Bir nevi kendi kendimizle evlenmeye. Nasıl eğlendik anlatamam! Otelin diğer müşterileri hayli şaşırmış olmalı, ne yapıyor bunlar diye. Kendimizle barıştık, bize yıllarca anlatılan dogmatik erkek ve dişi kavramlarından özgürleştik, coştuk, dans ettik, ezcümle aktık.

KİM ÖZGÜN KİM ÇILGIN?

Sohbet ediyoruz gazeteci arkadaşımla. Düğünlerin ne kadar sıradan olduğundan. Bir yaz bakının, zengin fakir fark etmez, şehirde yaşayan her Türk nerdeyse aynı usûlle evlenir. Çalan müzikler neredeyse aynıdır, o senenin popüler melodileri. Gelinlikler bile, %90'ı askısız ve Prenses modeli. Saçlar topuz. Hiç rastladınız mı, doğru söyleyin, çiçeğini kendi yapanına veya elbisenin bir parçası anneanneden yadigâr kalan parçadan ekleme diyenine. Değişen sadece ödenen tutar ve buna paralelinde olayın tecrübe edilme lüksü.

Maalesef özgün bir toplumun bireyleri değiliz. Böyle yetiştirilmiyoruz, “Onaylanma” korkusu oldukça baskın. Türkçe meali “Elalem ne der?”, okullarda 'yaratıcılık' yeni yeni teşvik edilir oldu. “İcat çıkarma” lafını duymayanınız var mı? Üstüne üstlük özgünlüğü sıkça çılgın olmakla karıştırırız. En farklı düğünler yok denizin altında dalgıçlarla yok paraşütle havada olanlarken, halen en orjinal gelin minisiyle arzı endâm eyleyen.

Kişi özgün değilse ne yapsa özgün olamaz. Eylemi özgün kılan olayın ne kadar çılgın olduğu değil, ne kadar kişinin biricikliğinden kaynaklandığı. Oysa ne kolay! “Ne isterdim” diye sorsa ya insan kendine. Niye sormaz / soramaz? Ben nasıl bir seremoni mi isterdim?

ŞEN OLA DÜĞÜN ŞEN OLA

Bu sefer olayın merkezinde “damat” var. Gecikmeli de olsa, üzgünüm beyim seni çokça ihmâl ettim. O gün sadece ikimizin olsun isterdim, Ege’de basit bir sahil kasabasında, yalın ayak kumlarda. Kuşlar olsun şahidimiz, kıyıya vuran dalgalar kıysın nikâhımızı. Birbirini sevdiğimiz gözlerimizden belli, alamayalım bakışlarımızı birbirimizden. Böyle bir vaziyette “Evet” diye bağıralım semaya. Sonsuza kadar gibisinden afili lâflarla değil, yürekten gelsin ne denecekse...

Bir esnaf lokantasına girelim, mahallenin çocukları peşimizde. Yiyelim, gülelim, ne istersek onu yapalım. Sadece ikimiz olalım. Bizim günümüz olsun, evrene bir hatırlatma babında, kaderin sayfalarına bir çentik misâli. “Ben”den “Biz”e varalım, günün ilerleyen saatlerinde “Bir” olalım, pır pır etsin kalplerimiz. Güneşin doğuşunu izleyelim beraber...

Yetmez, sevdiklerimizi unutmadık elbette. İzleyen günlerin birinde; bilgeliğiyle nam salmış zeytin ağaçlarının veya kokusuyla ün yapmış portakal çiçeklerinin altına kuralım masalarımızı, asalım fenerleri, atalım tahta iskemleleri. Pişsin kazanlarda düğün pilavımız, keşkekimiz ve dahi kavurmamız. Tatlımız da var, üstelik limonata eşliğinde.

Dilerim samimiyet olsun, sohbet, şamata gırla kahkaha...Danssız ve müziksiz olur mu? Kambersiz düğün olur mu? Güzel ezgiler hafiften başlasın ortalara doğru hızlansın. Halay, tango, pop, caz, rock&roll hiç fark etmez. Ruhla uyumlu tınılar aksın gecemize hafiften esen yelle birlikte. Sonlara doğru tekrardan bir dinginleşme haliyle, “Çok güzel bir günü sizinle geçirmekten doyasıya keyif aldık, teşekkür ediyoruz bizlere eşlik etmenize” diyelim gidişte...

Bittabi bütün bu olanlara esas oğlanın rızası varsa, yaa işte öyle...Ayrıca açığım her bir öneriye...


0 comments:

Yorum Gönderme