17 Haziran 2016 Cuma

İKİ DÜNYA, İKİ İLETİŞİM

Malum algılanan realitenin adı dualite, iki farklı dünya var iletişimde :)

sevgi iletişimin bir fonksiyonudur

İlki daha düşük bilinç seviyesinin yarattığı, kelimelerin dünyayı tasvir etmeye yaradığı. İllüzyon demek istemiyorum, sevmiyorum, bu tür tabirleri. Ne bileyim sanki bir aşağılama, değerini düşük gösterme çabası var o kelimede; oysa bilincin her seviyesi kutsal. Daha düşük bilinçler daha yükseğe geçmeye kapı değil mi? Bir sürü şeyin deneyimlendiği, bir çok dersin edinildiği, oyunun -kabul ediyorum- biraz sert ve bencilce oynandığı bu katmanı küçümsemek niye?

En azından oyunun bu şekilde oynanmayacağını çook net görmüş oldum kendimce. Madem indik bilincin merdivelerinden aşağı, yukarı çıkma vakti şimdi; şairin* dediği gibi “Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivelerden / Eteklerinde gümüş rengi bir yığın yaprak...”

Bu bilinç seviyesindeki iletişim türünde ne mi var? İlk önce dünya tahmin edilemez bir yer; dolayısıyla kendimi dünyada savunmasız hissediyorum, dünya benden apayrı ve benden büyük. O yüzden kelimelerim hep açıklamaya/ savunmaya/ kaçınmaya/ korumaya/ ikna etmeye/ manipüle etmeye/ haklı çıkarmaya/direnmeye/ değiştirmeye/ saldırmaya/ tanımlamaya/ bölmeye/ ayırmaya dair. Ancak kendimi böylece güvende hissediyorum (ki sahte bir güven) ve kontrolü sağlıyor yanılgısı yaşıyorum.

Yanılgı elbette, diyeceksiniz niye? Neyi kontrol edebildik şu âlemde? Ha her bir şeyden özgürleşip (egomuz, aile, toplum...) yönetebilir konuma geliriz o ayrı. Bu tür iletişimin esası, aynen dünyamızdaki diğer herşey gibi gerçek güce değil 'görünmez' şiddete dayalı. Durmaksızın kaos yaratır. Gerçek güç sessizdir, saldırmaz. Açıklama ve savunma ihtiyacı duyanlar hep zayıflardır. Aydınlanmış bir üstatın yanına gidin bakalım, sessizliği nasıl da insanı çıldırtır. 

TANRISAL İLETİŞİM

Çevremde zengin-fakir, sekreter-yönetici, kadın-erkek demeden ben dahil iletişim-sizlik çukuruna saplandığımızı görüyorum. Oysa gerçek iletişim ne?

Tanrısal seviyede; kendimizin dışında bir dünya yok, klasik olacak “içerde ne varsa, dışarda da o var”. Dünyayı kelimelerimizle biz yaratıyoruz, aynen bir sihirbaz gibi. Hiç mi başınıza gelmedi? Bazen bir şey istersiniz misâl aşure, 10 dakika sonra komşunuz kapınızda ellerinde ;)

Bu düzlemde tahmin edileceği üzere bolca bırakma/ affetme/ kabul etme/ sıfır noktasından dinleme & konuşma/ taktir etme/ ilhâm/ kutlama/ hizmet var. Sonuç; akan ve dans eden iletişim. Bu bilinç seviyesinin olmazsa olmaz 3 ayağı var; bütünlük**, sorumluluk ve cömert olma hâli. Hepsinden detaylı bahsetmeyi ve kendime hatırlatmayı isterim zamanı geldikçe...

Şimdilik neden Tanrısal dedim açıklamak isterim sizlere; Ademoğlu’nun iki tarafı var; insan (vücudu ile sınırlı, kul yanı, yiyen-içen...) ve Tanrısal olanı (ruhsal tarafı; O'ndan olan sınırsız parçası, yaratan, sezen...) İnsan ikisini dengelediğinde anca müthiş bir ahenk yakalar. Tanrısal taraf güçlü bir dünyasallıkla mümkün, dünyada güçlü bir duruş için de tezatı gerekli değil mi? Köklerin ne kadar derine inerse yeryüzünde, dalların o kadar çıkar gökyüzüne demiş Nietzche :)

Vakti zamanında insanlık daha yüksek bilinç seviyelerinde olup tanrısal yönünü daha çok kullanırken büyük düşüş (unutma) başlar. Belki de Olimpos’taki tanrılar gerçekti. Bir zamanlar tanrısallığını doyasıya yaşayan insanlar vardı, yüksek bilinç hâkimdi, zamanla azaldı, gelecek kuşaklara anlatıla anlatıla birer efsaneye veya mitoloji kavramına dönüştüler. Kimbilir?

İnanıp inanmamakta tercih sizlerin, lâkin ben olmayacak/ yaratılamayacak hiç bir şeyin düşünce alanına bile giremeyeceğine inanırım (eğer bir ortak Zihin var ve O’nun zihnini kullanıyor isek).

Malumunuz iletişim ilişkinin temeli. Madem başta niyet iyi; hepimiz sevmek v& sevilmek & kendimizi ifade etmek istiyoruz bir şekilde, dünyada neden bir çok ilişki sancı içinde öyleyse?
Sanıyorum “farkındalık” kilit kelime...

Hamiş: Dilerseniz, videoyu YouTube'dan Türkçe alt seçeneği ile izleyebilirsiniz.

* Ahmet Haşim
** Integrity

0 comments:

Yorum Gönderme