7 Haziran 2016 Salı

İMDAAAT, EYLEM ZAMANI

“Ey can, bahsi ancak aşk keser.”
Hz. Mevlâna

Oyun oynamak çok zevkli

Babasının ölümünden sonra tahta çıkan prens, namı diğer yeni kral, oldukça heyecanlıdır. Babası tahtı devretmeden önce ona: “İyi bir hükümdar ülkesini bilgelikle yöneten kişidir”, demiştir. Babasının bu sözlerine takılan kralımızı bir düşünce alır: “Yapmam gereken en önemli iş nedir? Kime, ne yapacağım? Nerden bileceğim?”

Vezirler toplanıp günlerce tartışırlar. Akıllarına bir çözüm gelmez. Kral ününü duymuş olduğu bir bilgeye danışmaya karar verir. Askerleriyle beraber yola revan olur. Yolun son bölümünde askerlerinden ayrılır, tebdil-i kıyafet kulübeye varır.

Kral bilgeyi bahçesinde çukur kazarken bulur. Bir güzel sorularını sıralar, lâkin yanıt alamaz. Bekler, yine yanıt alamaz. Oldukça şaşırır. Epeyce cılız olan adama hayli acır ve başlar onunla kazmaya. O sırada bahçeye yaralı bir adam gelir yığılır kalır.

Bilge ve kral adamı beraber içeri taşırlar. Kral o gece sürekli kalkarak yaralıyı kontrol eder. Sabahleyin yaralı adam “Lütfen affedin beni kralım” der. “Babanız düşmanınızdı. Saraydan çıkışından bu yana sizi takip edip pusu kurmuştum, ancak askerleriniz dışarda beni tanıdı. Siz ise benim hayatımı kurtardınız”. Kral eski bir düşmanıyla barışmaktan gayet hoşnut bilgeye döner.

Bilge “Cevaplarını aldın bile” der krala:

“Bekleyip bana yardım etmeseydin muhtemelen tuzağa düşüp öldürülecektin. O an karşında en önemli insan bendim. En doğru eylem çukur kazmak. Sonrasında yaralı adam çıktı karşına. O an için en önemli insan o, en doğru eylem onun yaralarını pansuman etmekti. Böylece barışmış oldunuz. Geçmiş için üzülüp, gelecek için endişelenebiliriz. Asıl mühim olan şimdi. Şimdi ne yapıyoruz? En önemli insan daima karşında olan ve en önemli eylem o anın getirdiği...”

Derler ki bu hikmete vakıf olan kral nice yıllar boyunca ülkesini yönetir bilge tadında mutlulukla.

BUGÜN GİT YARIN GEL

“Hayat bizi düşüncelerimizle değil yaptıklarımızla ödüllendirir. Herhangi bir şey hareket etmediği sürece değişmez. Başlamak işin yarısıdır...” Eee bütün coşkuyu verdik mi? Verdik. Bildiğimiz tüm motivasyon sözlerini de sıraladık eyleme dair. Niye hala eyleme geçemiyoruz?

Ertelemek insanoğluna ket vuran en büyük engellerden biri. Sahi neden erteliyoruz? Sanıyorum başlamak için enerjiye ihtiyaç olacağından, bir yerlerde okumuştum, uçaklar en fazla yakıtı kalkarken harcarlarmış. Ertelemeyi seviyoruz çünkü konforumuza düşkünüz, reddedilmekten ölesiye korkuyoruz, başarısızlığa tahammülümüz yok. Hele hele belirsizlik mi, Allah’ını seversen otur oturduğun yerde ;)

Gregg Braden çok güzel özetler; “Donanıma ‘Gerçeklik’ (İlahî Matriks) dersek, işletim sistemi ‘Bilinç’, program ise ‘Düşünceler, Duygular & İnançlar’ olur” diye. Misâl bu yazıyı ilk MS Office Word’de yazıyorum ve Word nasıl bir program, yazmaya elverişli değil mi? Hesap kitap için uygun değil. Programda ne varsa çıktı olarak onu alırız yazıcıdan. O yüzden kendi içimizde program olarak hangi ‘düşünce, duygu’ varsa, hayatta da onu görürüz karşımızda :) Hiç şaşmaz. Ertelemeye dair inancınız ne?


“YER”İNDE EYLEM

Burda bahsettiğim yerinde eylem, bizi sonuca götüren. Çok eylem illaki doğru eylem değil. Skalanın bir ucunda eylemsizlik yani ‘atalet’ olsa, öbür ucu ‘debelenme-çırpınma-tükenme’ olur. Hayvanlar bunu içgüdüsel olarak bilirler. Bir kuş hiç eylemde bulunmasa yem bulabilir mi? Ya da bir oraya bir buraya rastgele uçsa, sürekli kanatlarını çırpsa? Duymuşsunuzdur, durmadan koşan atlar maalesef çatlar. Doğamıza en uygun hareketler zahmetsizce, çaba göstermeden yapılanlar.

HAYDİ OYNAYALIM

Eylem denince aklımıza kankisi performans gelir. Performans hakkında epey yanılıyoruz ne yazık ki. Performans sonuç değildir; performans eylemdir, aksiyondur. Madem her oyunda oyuncular var ve konumuz performans; 'Hayat' denen büyük oyun da dahil olmak üzere her oyunda iki farklı pozisyon alabiliriz: Ya bir güzel tribünde otururuz veya düşe kalka oynarız.

Az biraz tenis oynamışlığım var, ortalama hızı saate 60 km. olan top üzerinize gelir. Pozisyon alma hızınız salisiyeler biriminde olmak durumunda . Zihinde olup “Eyvahlar olsun şimdi ne yapacağım?” derseniz kocaman bir “Geçmiş olsun” demek isterim sizlere, zira salise hakkınızı kullandınız bile. Ya eylemin içinde olup ne gerekiyorsa yaparsınız (evet çuvallama ve rezil olma seçenekleri de dahil sepete) veya tribünlerde rahatça oturup onu bunu eleştirisiniz.

Doğrusu yanlışı yok elbette. Hangisini seçiyoruz asıl mesele. Hayatın zevki ikincisinde bence. Zaten böyle böyle büyüyor insanoğlu, eylemle.

SON SÖZ

Yaşamınızda neleri erteliyorsunuz? Ertelemekten dolayı ödediğiniz bedeller ne? Hangi işi yarım bıraktınız?  Kimi incittiniz? Neyi başlatmak istersiniz? Başlamak için neye ihtiyacınız var?

Malumunuz her yiğidin yoğurt yiyişi farklı farklı. Akıl vermek bana düşmez. Tek diyebileceğim: “Ey dost, bahsi ancak eylem keser”.


0 comments:

Yorum Gönderme