2 Haziran 2016 Perşembe

YEŞİLİN DİNGİNLİĞİ, MAVİNİN HUZURU

“Herşeyi kucaklayan bir kalp için, herşeyi kucaklayan bir zihin gerekir.” Byron Katie

Yeşilin dinginliği mavinin huzuru

Işık Menderes’in kitaplarını elimden bırakamıyorum; mistik bilgiler bu kadar mı sıcak, akıcı bir dille anlatılır. Üslûbunu Mine Kırıkkanat’a benzetiyorum, bir röportajında denk düşüyorum, meğer Paris’te yaşarlarken tanışmamışlar mı, usta gazeteciden yazım konusunda çok şey öğrendiğini açık yüreklilikle itiraf ediyor.

Anlattığı şahıslar kısmen geçmişten kısmen günümüzden. Hatırlarım bunca isim arasından mavi gözlü bir kadına takılıyorum gözüm :) , istiyorum 'mavi'liği yakından tanımayı. İçten diliyorum.

Tam 5 sene sonra Bonn yakınlarında bir otelde gözlerin sahibiyle biraraya gelmek kısmetmiş. Hayatın tatlı cilveleri ve koşturmacaları arasında dileğimi bile unutmuşum. Anavatana dönüş yolunda uçakta birden aklıma düşüveriyor. Hayran oluyorum evrenin gizemli matematiğine...

BYRON KATIE

Mavi gözlerde anlayış, şefkat, sevgi ne ararsanız var. Herkesin sahte peygamber, çakma evliya gibi dolandığı şu günlerde; 1986 yılında, Doğu dünyasında “aydınlanma” denen, kendi deyimiyle ise “gerçeğe uyanış”ı yaşayan biriyle şahsen tanışmanın tarifsiz mutluluğu içerisindeyim. Yeşillikler içerisinde, tam 7 gün boyunca kadîm bilgiler âdeta onun aracılığıyla akıyor. Dedikleri tartışma götürmez; bilgeliği, ilave espri anlayışı ve masumiyeti; kimse gözlerini ondan alamıyor.

KİMİN İŞİ?

'Kimin işi' sorusu  öğretisinin temellerinden birini oluşturur. Üç türlü iş mümkün zirâ; 'Benimki, seninki, Tanrı’nınki'. Tanrı sözcüğünü gerçeklik anlamında kullanır. Herkesin kontrolü dışında olan şey, gerçeklik Tanrı’dır. 'Yağmur yağar' ifadesi kadar yalın ortada olan. Baktığımızda; gün içinde sıklıkla kendi bahçemizde değil, dehşetle öbür iki bahçede volta attığımızı görürüz:

Ayşe beni aramalı        (ki aramıyor)
Veli beni sevmeli          (!)
Rüzgâr esmemeli         (kim esen yele söz geçirebilmiş?)
İnsanlar savaşmamalı (ama savaşıyorlar hem de Habil ve Kabil’den bu yana?)

Genelde kendimizden gayrı tüm kâinat için en iyisinin ne olduğunu biliriz, değil mi? Bu sevgi adına bile yapılsa; aslında dönüp dolaşıp 'küstahlık' ve 'kibir' kelimelerine gelmedik mi evrensel düzenin işine karışmakla? Haddimizi aşmadık mı? Üstelik bir sürü yan duyguyla beraber; endişe, stres, korku vbg. Gerçekle savaşmanın getirdiği yorgunluk cabası. Zihinsel olarak başkalarının hayatını yaşıyorsak, bizim hayatımızı kim yaşamakta? Günümüzün popçuları söylese;

Hooop abi
Topla direksiyonu gel
Kimsenin işine değil
Kendininkine gel

gibisinden kaliteli güfteler döktürürlerdi eminim ;)

SPOTLAR ÜZERİMİZDE

Asıl vazifem bu olmalı, benim için doğru olanı biliyor muyum? Başkalarının sorunlarını çözmeden önce bunun üzerinde kafa patlatsak ya? Yok öbürü kolay olanı, itinâ ile sorumluluk alınmaz, verilir ve hatta yansıtılır...

İşimde daha disiplinli olmalıyım
Planlarımı uygulamalıyım

Ee bakınca kendimize bile bu halde; fazlasıyla darlanmak an meselesi. Ya düşüncelerimize inanıp kendimize hayatı zindan edeceğiz (ki bu bizi sıkıntıya sürükler), ya da düşüncelerimize bakıp seçme özgürlüğümüzü elde edeceğiz (ki bu yol bizi hafiflemeye götürür).

Önce olumsuz düşünceleri sorgularsak ki bize daha fazla rahatsızlık verirler kendileri ;), onlardan rahatlıkla vazgeçebilecek konuma geliriz. Olumlu düşüncelerin de birer birer kaybolacağı zamanlar gelecek elbette. Sırayla...Nihai sonuç düşüncelerin ötesi, yani “hiçlik” boyutu. Bu şimdilik beni aşar, ‘düşündürüldüğümüzün’ farkına varıp ‘özgürlüğümüzü’ elde etme, istersek inanma istersek inanmama lüksüne geleyim hele...

MUCİZEVİ DÖRT SORU

Sıklıkla olanlardan ziyade, olanlar hakkındaki düşüncelerimizle savaşırız. Düşüncelere inanmadığımız sürece zararsızdırlar, herhangi bir misafir gibi onları sevecenlikle karşılarsak, onlar da bizi aynı sevecenlikle bizi bırakırlar.

Herhangi bir düşünce geldi, bakın bakalım kimin işi, sizin veya değil. Ne yapabilirsiniz?

a- Savaşabilirsiniz
b- Sorgulayabilirsiniz

Aydınlandıktan sonra çölde uzunca vakit geçiren Katie, “The Work/ Çalışma”* adını verdiği, insanları düşünceleriyle yüzleştiren 4 mucizevi soruyla geri döner:

“Babam beni anlamalı”

1- Bu doğru mu?
2- Bunun olduğunu kesinlikle bilebilir miyim?
3- Bunu düşündüğünde nasıl tepki veriyorum?
4- Bu düşünce olmasa ben kim olurum?

Sorulara cevap verdiğimizde meditatif şekilde; zihinden değil, kalpten, düşünceler olmadığında sessiz, sakin, dingin varlık/ olma halimize kavuştuğumuzu deneyimleriz.

Gelin bu ifadeyle acık :) oynayalım;

Babam beni anlamamalı     (ki genelde olan bu)
Ben kendimi anlamalıyım   (oleyyy)
Ben babamı anlamalıyım    (yakışır)

Yukardaki ifadelerin hepsi hayatımda arasıra geçerli, ne yalan söyleyeyim. Düşünceler dünyası hayli şenlikli. Ne yapacağız peki?

“Bütün kavramları sorgulayın. Ölüm, yaşam hepsi birer kavram. Hatta Şimdi bile” der sevgili Katie. Samimi itiraf; bir tarafım bu ifadeyi kavrasa dahi öbür tarafım hayretle “yahu bu ne derinliktir?” demekte.

Yaşayıp göreceğiz...

Hamiş: Maviş Katie'nin videosunu Youtube'dan dilerseniz Türkçe alt seçeneğiyle izleyebilirsiniz.


0 comments:

Yorum Gönderme