4 Temmuz 2016 Pazartesi

Neyi özlemeyiz? Neye yarar
Bunca zahmetle kazanılan para?
Nedir adaletin, insanların bizden beklediği?
Tanrı ne olmamızı istemiş bizim?
Neyiz? Neyin peşinden koşuyoruz?
(Persius)

tatil güzel şey vesselam

İnsanlık yüzyıllardır aynı soruların peşinde...Malum 2 büyük soru var hayatta;

1- Ben kimim?

2- Ne istiyorum?

Sizin sorularınız ne? Biliyorum hayli felsefik sorular bunlar. Derin sorular. Derinlik kimilerine göre kafa karışıklığı demek olup çıldırtıcı hale gelebiliyor. Bana göre ruhun dinginleşmesi demek olup hayattan alınan lezzeti katlıyor. Bütün bunlar oldukça subjektif yanıtlar. Objektif olan tek şey derinlik hakkında; o da sürprizli olduğu, o yüzden 'cesaret' en yakın ekürisi. Keşfetmeye dair bol bol merak talep ettiği. “Sürekli arayış içindesin, sonsuz bu yolda ne büyük makamlar vardır. Senin yerin baş köşe değil, yoldur”, dememiş mi sevgili Mevlâna...

Geçenlerde Ali Nesin’i izliyorum belgeselde, ne güzel anlatıyor, hatırladığım “Marangozluk bir işe yarar. Kimya, coğrafya da öyle. Matematik, felsefe gibi bilimler bir işe yaramaz görünürler. Tam da o yüzden her işe yararlar...” İşte, aynen öyle. En başta kanımca soyut zekâyı çalıştırırlar. “Matematiksiz bir yaşam balkonsuz eve benzer, keyfi yoktur,” diye yazmışlar Ali ve arkadaşları çıkardıkları matematik dergisinin üzerine. Katın derim ben buna felsefeyi de...

Tatile çıkıyorum ben, kafa – vücut – ruh, ne derseniz deyin adına. Ne kadar? Bilemiyorum şimdiden. Nereye mi? Onu da bilmiyorum.  Bakmayın siz, deniz resmi koyduğuma, âdettendir diye. Kış boyu çokça yoruldum ve yıprandım. İsterim kaçmak doğaya. Doğa en şefkatli ana. Sunsun bana cömertçe dermanını. Dilerim şifa olsun...

Sanmasınlar yıkıldık
Sanmasınlar çöktük...
Bir başka bahar için;
Sadece yaprak döktük

Hz. Mevlâna

MİNİ KOÇLUK

Hepimiz hayatta ne istediğimizi bildiğimizi sanırız. Yukaradaki ikinci soruya cevap verin önce; “Ne istiyorsunuz” diye, cevap gelince “tam olarak neye ulaşmak istiyorsunuz bütün bunlarla. Başka? Başka?” diye sormaya devam edin. “Bütün bunlar neye hizmet edecek?” Çok ilginç kapılar açılıyor önünüzde. Kendi kişisel tecrübemi paylaşayım; ilk yaptığımda çok net ne istediğimi bilmediğimi gördüm. Başka bir sefer yaptığımda hiçbir şey istemediğimi, isteyemediğimi. Zira zaten her şey O’na yol idi...

Sizlerle olan beraberliğime, bir mısra demetiyle; Mevlâna Hazretleri’nden yine, bir süreliğine “s” vermek istiyorum. Bilebildiniz mi aşağıdaki dizelerde bahsettiği ne?

Hem görürüm hem görmem
Uykudaki göz gibi
Hem gizliyim hem açık

Gül suyundaki koku gibi
Hem duranım hem koşan
Üzengideki ayak gibi
Hem susanım hem konuşan
Kitapdaki yazı gibi


Mevlâna denince hepimizin aklımıza istisnasız sevgi gelir, kalp gelir, gönül dostudur kendisi. Bir hayli ilgimi çekmekte; son zamanlarda kalbe dair paylaşımlar ve eğitimler çoğaldı. Neden acaba? Demek eksikliğini hissediyoruz veyahut sevmeyi beceremiyor, elimize yüzümüze bulaştırıyoruz tüm insanlık olarak. Çok garip, değil mi, oysa Öz'ümüz sevgi değil miydi? Sahi sevgi neydi?

Zaman zaman kalbe inilse de
Kimse gerçekten kalpte yaşamayı bilmiyor bence
Geçiniz saldırı, savunma ve haklı çıkmayı
Her türlüsünden yanlış anlamaları
En masumundan açıklama dahi barınamaz bu aşamada
Olsa olsa saf eylem vardır; çokça da susma
Kalp yürektir
O zaman kalpteki insan cesaretle*
Yüreğinin götürdüğü yere gidebilendir
Allah'tan niyazım bundan böyle
Cesur Şeyda olayım,
Hakîkat, liyâkat ve sadâkat
Yanıbaşımda can yoldaşlarım


Yollarımız hiç tükenmesin, yollar yollar ile buluşsun, yeni yollara kavuşsun, su gibi aksın...

Bon Voyage ;)


Hamiş: Yazıyla yolculuğumla yanımda olan, görmediğim ancak dokunmayı arzuladığım siz değerli okurlarım; şimdiye kadar sürç-i lisan edip kalp kırdımsa affola. Hiç bir şey kalp kırmaya değmez sonuçta. Değil mi ki insanız, kusurlarımızla tamız. Bazıları dedi; sayende değişik şeyler öğrendik, haddimi aşıp öğretmek değildi maksadım, sadece paylaşırken öğrenmekti. Yine de birşeyler katabildimse ne mutlu bana. Gideceğim fekat dönüşüm muhteşem olacak :)


* İngilizce'de cesaret anlamına gelen 'courage' kelimesinin kökeni Fransızca olup 'yürek' manasına gelir. Cesaret korkmamak değil, korkuya rağmen kalbinin sesini dinlemektir. Ben demiyorum, kelimenin kendisi bizzat öyle diyor :)

BON VOYAGE

Neyi özlemeyiz? Neye yarar
Bunca zahmetle kazanılan para?
Nedir adaletin, insanların bizden beklediği?
Tanrı ne olmamızı istemiş bizim?
Neyiz? Neyin peşinden koşuyoruz?
(Persius)

tatil güzel şey vesselam

İnsanlık yüzyıllardır aynı soruların peşinde...Malum 2 büyük soru var hayatta;

1- Ben kimim?

2- Ne istiyorum?

Sizin sorularınız ne? Biliyorum hayli felsefik sorular bunlar. Derin sorular. Derinlik kimilerine göre kafa karışıklığı demek olup çıldırtıcı hale gelebiliyor. Bana göre ruhun dinginleşmesi demek olup hayattan alınan lezzeti katlıyor. Bütün bunlar oldukça subjektif yanıtlar. Objektif olan tek şey derinlik hakkında; o da sürprizli olduğu, o yüzden 'cesaret' en yakın ekürisi. Keşfetmeye dair bol bol merak talep ettiği. “Sürekli arayış içindesin, sonsuz bu yolda ne büyük makamlar vardır. Senin yerin baş köşe değil, yoldur”, dememiş mi sevgili Mevlâna...

Geçenlerde Ali Nesin’i izliyorum belgeselde, ne güzel anlatıyor, hatırladığım “Marangozluk bir işe yarar. Kimya, coğrafya da öyle. Matematik, felsefe gibi bilimler bir işe yaramaz görünürler. Tam da o yüzden her işe yararlar...” İşte, aynen öyle. En başta kanımca soyut zekâyı çalıştırırlar. “Matematiksiz bir yaşam balkonsuz eve benzer, keyfi yoktur,” diye yazmışlar Ali ve arkadaşları çıkardıkları matematik dergisinin üzerine. Katın derim ben buna felsefeyi de...

Tatile çıkıyorum ben, kafa – vücut – ruh, ne derseniz deyin adına. Ne kadar? Bilemiyorum şimdiden. Nereye mi? Onu da bilmiyorum.  Bakmayın siz, deniz resmi koyduğuma, âdettendir diye. Kış boyu çokça yoruldum ve yıprandım. İsterim kaçmak doğaya. Doğa en şefkatli ana. Sunsun bana cömertçe dermanını. Dilerim şifa olsun...

Sanmasınlar yıkıldık
Sanmasınlar çöktük...
Bir başka bahar için;
Sadece yaprak döktük

Hz. Mevlâna

MİNİ KOÇLUK

Hepimiz hayatta ne istediğimizi bildiğimizi sanırız. Yukaradaki ikinci soruya cevap verin önce; “Ne istiyorsunuz” diye, cevap gelince “tam olarak neye ulaşmak istiyorsunuz bütün bunlarla. Başka? Başka?” diye sormaya devam edin. “Bütün bunlar neye hizmet edecek?” Çok ilginç kapılar açılıyor önünüzde. Kendi kişisel tecrübemi paylaşayım; ilk yaptığımda çok net ne istediğimi bilmediğimi gördüm. Başka bir sefer yaptığımda hiçbir şey istemediğimi, isteyemediğimi. Zira zaten her şey O’na yol idi...

Sizlerle olan beraberliğime, bir mısra demetiyle; Mevlâna Hazretleri’nden yine, bir süreliğine “s” vermek istiyorum. Bilebildiniz mi aşağıdaki dizelerde bahsettiği ne?

Hem görürüm hem görmem
Uykudaki göz gibi
Hem gizliyim hem açık

Gül suyundaki koku gibi
Hem duranım hem koşan
Üzengideki ayak gibi
Hem susanım hem konuşan
Kitapdaki yazı gibi


Mevlâna denince hepimizin aklımıza istisnasız sevgi gelir, kalp gelir, gönül dostudur kendisi. Bir hayli ilgimi çekmekte; son zamanlarda kalbe dair paylaşımlar ve eğitimler çoğaldı. Neden acaba? Demek eksikliğini hissediyoruz veyahut sevmeyi beceremiyor, elimize yüzümüze bulaştırıyoruz tüm insanlık olarak. Çok garip, değil mi, oysa Öz'ümüz sevgi değil miydi? Sahi sevgi neydi?

Zaman zaman kalbe inilse de
Kimse gerçekten kalpte yaşamayı bilmiyor bence
Geçiniz saldırı, savunma ve haklı çıkmayı
Her türlüsünden yanlış anlamaları
En masumundan açıklama dahi barınamaz bu aşamada
Olsa olsa saf eylem vardır; çokça da susma
Kalp yürektir
O zaman kalpteki insan cesaretle*
Yüreğinin götürdüğü yere gidebilendir
Allah'tan niyazım bundan böyle
Cesur Şeyda olayım,
Hakîkat, liyâkat ve sadâkat
Yanıbaşımda can yoldaşlarım


Yollarımız hiç tükenmesin, yollar yollar ile buluşsun, yeni yollara kavuşsun, su gibi aksın...

Bon Voyage ;)


Hamiş: Yazıyla yolculuğumla yanımda olan, görmediğim ancak dokunmayı arzuladığım siz değerli okurlarım; şimdiye kadar sürç-i lisan edip kalp kırdımsa affola. Hiç bir şey kalp kırmaya değmez sonuçta. Değil mi ki insanız, kusurlarımızla tamız. Bazıları dedi; sayende değişik şeyler öğrendik, haddimi aşıp öğretmek değildi maksadım, sadece paylaşırken öğrenmekti. Yine de birşeyler katabildimse ne mutlu bana. Gideceğim fekat dönüşüm muhteşem olacak :)


* İngilizce'de cesaret anlamına gelen 'courage' kelimesinin kökeni Fransızca olup 'yürek' manasına gelir. Cesaret korkmamak değil, korkuya rağmen kalbinin sesini dinlemektir. Ben demiyorum, kelimenin kendisi bizzat öyle diyor :)

Sahi neden susar insan?


Çaresizlikten
Cehaletten
Kaybetme korkusundan
Bilgi eksikliğinden
Görgü yetersizliğinden
Toyluktan
Ekmek kaygısıyla
Alışkanlıktan
Ne diyeceğini bilememekten
Şaşkınlıktan
Yanlış anlaşılma paniğiyle
Boşvermişlikten
Vazgeçmişlikten
İçerlemekten


Velhâsılıkelâm
Aynı davranışın ardında yatan
Pek çok farklı neden
Ne değişik bir türüz
Gel de anla anlayabilirsen
Çık çıkabilirsen işin içinden


Ha bir de kabûlden susar insanoğlu
İşte bu en soylusu
Öyle bir susma var ki bunda,
“Sessizlik başımızın tacı” dedirten cinsten
Hem saf hem olgun
Hem anlayan hem anlatmayan
Hem Rahman hem Rahim
Gücü gidebileceği halde kalmasında
Söyleyecek çok şeyi olup hâlâ susmasında


Ee nerden bileceğiz o halde 
Neyden sustuğunu
Ardında yatan güdüyü
Bilmeyeceğiz, sanırım hissedeceğiz
İçine bakınca anlarmış insan, öyle dediler
Ben derim ki madem gözler kalbin aynası;
O zaman daha kolayı
Gözlerinin derinliklerine bakmak olmaz mı


Küçüklüğümden beri annem
Bir çok şeyde susmayı tercih etti
Asaletin ışığını bakışlarında bizzat gördüm,
Bizzat yaşattı bana; susmanın özünü tavırlarıyla
Sordum "Anne neden böyle?"
Cevapladı en has ifadeleriyle; 
“Yapan kendine yapar”
“Herkes kendine yakışanı yapar”
“Canı acıyan can acıtır”,

Merak etmez değildim acaba anneciğim
Doğuştan getirdiği için farkında mıdır meziyetinin 
'Sessiz Güç' de denen hazinenin


Bu güç seni vicdanınla başbaşa bırakır;
Tanrı’ya giden yolda
Hepimiz masumuz masum olmasına
'Kim?'* değildir ki yargılanan
'Edilen'**dir masaya yatırılan
Yargıç da sen mahkûm da
Susmak; kendi kendini affetmenin
Anahtarlarını sunar sana zarafetle
Bana gelince,
Geç bile kaldım sessizliği seçmekte...



Hamiş: Misâl birini çok seversiniz, her şeye ve herkese rağmen...Gün gelir, zeytin dalı uzatıp "Artık seçimler yapıldı, bunları yaşayacakmışız, affetmek haddim değil, kırgınlıklara son, eylem zamanı" dersiniz. "Seçiminin sonucu senin en büyük cezan" demiş gibi algılanırsınız. Donar kalırsınız. Can acıtıcı sözler cabası. Madem herkes şefkat bekler, neden bir başkasına gösteremez insan? Şefkat anlayışsa, tek bir soruya bakmaz mı; "Gerçekten ne demek istedin?" İşte tam bu nokta; artık yuvaya döndüğünüz, sessizliği ve kendinizi sevmeyi seçtiğiniz vakittir...


* Who?
** What?

BİR EYLEM, BİN SÖYLEM

Sahi neden susar insan?


Çaresizlikten
Cehaletten
Kaybetme korkusundan
Bilgi eksikliğinden
Görgü yetersizliğinden
Toyluktan
Ekmek kaygısıyla
Alışkanlıktan
Ne diyeceğini bilememekten
Şaşkınlıktan
Yanlış anlaşılma paniğiyle
Boşvermişlikten
Vazgeçmişlikten
İçerlemekten


Velhâsılıkelâm
Aynı davranışın ardında yatan
Pek çok farklı neden
Ne değişik bir türüz
Gel de anla anlayabilirsen
Çık çıkabilirsen işin içinden


Ha bir de kabûlden susar insanoğlu
İşte bu en soylusu
Öyle bir susma var ki bunda,
“Sessizlik başımızın tacı” dedirten cinsten
Hem saf hem olgun
Hem anlayan hem anlatmayan
Hem Rahman hem Rahim
Gücü gidebileceği halde kalmasında
Söyleyecek çok şeyi olup hâlâ susmasında


Ee nerden bileceğiz o halde 
Neyden sustuğunu
Ardında yatan güdüyü
Bilmeyeceğiz, sanırım hissedeceğiz
İçine bakınca anlarmış insan, öyle dediler
Ben derim ki madem gözler kalbin aynası;
O zaman daha kolayı
Gözlerinin derinliklerine bakmak olmaz mı


Küçüklüğümden beri annem
Bir çok şeyde susmayı tercih etti
Asaletin ışığını bakışlarında bizzat gördüm,
Bizzat yaşattı bana; susmanın özünü tavırlarıyla
Sordum "Anne neden böyle?"
Cevapladı en has ifadeleriyle; 
“Yapan kendine yapar”
“Herkes kendine yakışanı yapar”
“Canı acıyan can acıtır”,

Merak etmez değildim acaba anneciğim
Doğuştan getirdiği için farkında mıdır meziyetinin 
'Sessiz Güç' de denen hazinenin


Bu güç seni vicdanınla başbaşa bırakır;
Tanrı’ya giden yolda
Hepimiz masumuz masum olmasına
'Kim?'* değildir ki yargılanan
'Edilen'**dir masaya yatırılan
Yargıç da sen mahkûm da
Susmak; kendi kendini affetmenin
Anahtarlarını sunar sana zarafetle
Bana gelince,
Geç bile kaldım sessizliği seçmekte...



Hamiş: Misâl birini çok seversiniz, her şeye ve herkese rağmen...Gün gelir, zeytin dalı uzatıp "Artık seçimler yapıldı, bunları yaşayacakmışız, affetmek haddim değil, kırgınlıklara son, eylem zamanı" dersiniz. "Seçiminin sonucu senin en büyük cezan" demiş gibi algılanırsınız. Donar kalırsınız. Can acıtıcı sözler cabası. Madem herkes şefkat bekler, neden bir başkasına gösteremez insan? Şefkat anlayışsa, tek bir soruya bakmaz mı; "Gerçekten ne demek istedin?" İşte tam bu nokta; artık yuvaya döndüğünüz, sessizliği ve kendinizi sevmeyi seçtiğiniz vakittir...


* Who?
** What?

1 Temmuz 2016 Cuma

Sözü ilk duyduğumda hayretler içerisinde kaldığımı itiraf etmeliyim;


“Dünyada bir peygamber varsa; bu hepimizin peygamber olabilme ihtimalini, dünyadaki en kötü insan da hepimizin kötü olabilme potansiyelini göstermez mi?”

Yaşam sağolsun, en ulvî öğretmen, başta hediye ettiği tecrübelerle; sonrasında derin deriiin içe bakmalarımla sanki sözler netlik kazandı. Tuhaf ve bir o kadar geçerliydi, her şey tam olarak içimizde. Nasıl mı? Biraz açayım.

Hiç çalmadım mı diyorsun?


Kime göre? Bir başkasının zamanını da mı çalmadık? Bekletmedik dakikalarca veya saatlerce? Ya da enerjisini? Misâl söz verdik tutmadık. Ya da durumu manipüle etmeye çalıştık. Bol bol enerji savaşlarına giriştik; “Böyle yaparsan yüzümü daha çook görürsün”. Ya rızasını? Herkes birinin rızasını gasp etmiştir kanımca. Rızasını almadan hakkında konuşmuş, aksiyon almıştır. Elbet canım bir bildiğimiz vardı tüm bunları yaparken, karşının iyiliğini düşünüyorduk naçizane.

Hiç mi kıskanmadım diyorsun?


Bazısı der, “Ben sevgiden başka bir şeyi kıskanmam”. Sevgi diğer madde dünyasından farklı mı? Ee hani sevgi sonsuzdu? Geldik yine başladığımız yere, yani kıtlık bilincine. Bazısı der, ben sadece gıpta ederim. Olsun, içinde kıyas yok mu? En basitinden kıyaslama ne? Hiç mi kendini kıyaslamadın başka biriyle? Yaşadıklarıyla, tipiyle, elde ettikleriyle. Kıyaslama olmadığı için mi herkes sosyal medyada başkasının hayatını takip etmekte?

Hiç mi hırsım yok diyorsun?

Hangi birimiz yaşamın getirdiklerine her zaman 'eyvallah' diyebildik? Yaşamla el sıkışmadık. Direttik. Belki başkasını geçmek maksatında değildik, sonuçta kendimizi bile aşamadık, hayatı ıskaladık. İyi okumuştuk. İyi yerde çalışmalıydık. Kafamızda ayrı bir resim ve yaşamın getirisi olan apayrı bir resim vardı. Baktık baktık iç geçirdik. Hayatın bizzat kendisinden yani külli iradeden razı olmadık, olamadık. Bu hırsın en afillisi. Kanaat edemedik.. Kanaatkârlığı acizlik, teslimiyeti pasiflik sandık. Her bir kavramı işimize geldiği gibi yorumladık.

Hiç mi kibrim yok diyorsun?

Ee sorayım o zaman bizim topraklarda ezikliğin pek popüler, kurban bilincinin sürekli prim yapmasının ardındaki sebep ne? Eziklik kibrin öbür kutbu değil de ne? Hem herkesin mükemmel olmasını bekledin değil mi? İtiraf et kendine. Bu işte en büyük kibir. Ötesi yok. Ha bir de edep ile sıkça karıştırılan pazarlama harikası kibar kibir var ki sorma gitsin.

Hiç mi şiddet yok içinde?

Hiç mi yargılamadın kimseyi doğru söyle? Ee bu sözlü şiddet değil mi? Benimki gözlemdi diyorsun. Neye göre? Bazen gözlem bile yanıltabiliyor insanı. Bizzat tecrübe ettim.  Ayrıca çok fazla sonuç odaklı olmak da başka çeşit bir şiddet. Başkalarını zorlayabilir bu tavrın, hiç düşündün mü? Kendini de mi hiç hırpalamadın? Suçlamadın? 'Ah vah' etmedin?

Yahu bunları istemeden yaptık, masum şeylerdi, bileye isteye, kasten ve taammüden* yapanlar da mı var diyorsunuz? Zaten potansiyelden bahsediyorum, %1, %10, %100 bizim algımızda farklı farklı. Başka bir açıdan bakarsak, hepsi tek bir şeyi işaret ediyor; bu özelliklerin içimizde az veya çok var olduğunu. Yakalandık, sobe :) Üstelik potansiyel demek ‘şeyler’ durum ve şartlara göre gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de demek; yani pek bayıldığımız garanti burda yok.

SONUÇ

Niyetim kendimizi utanç & suçlama sarmalına itmek değil. İnsan olabilmek kolay değil; tüm meziyetlerimizle bu ünvanı taşıyabilmek oldukça soylu bir çaba.

Bütün bunlara rağmen kendimizi doyasıya kucaklamak ve başımıza geldikçe yukardakileri bırakabilmek asıl mesele. Ben bir haksızlığa mı uğruyorum, kime haksızlık ettim diye düşünüp buluyorum akabinde. Kalbim mi kırıldı, kimin kalbini kırmış olabilirim? Çat sahne önümde.

Çok sevdiğim bir söz var, “Eğer otantik olmadığımız noktada otantik olursak kendimize, açılamayacak kapı yok önümüzde.” Bu söz üzerinde biraz düşünmeye değer bence.


Hamiş: Bu yazıyı kendime yazdım.


*Hukuk terimi; bile bile ve önceden tasarlayarak


HER ŞEY İÇİMİZDE

Sözü ilk duyduğumda hayretler içerisinde kaldığımı itiraf etmeliyim;


“Dünyada bir peygamber varsa; bu hepimizin peygamber olabilme ihtimalini, dünyadaki en kötü insan da hepimizin kötü olabilme potansiyelini göstermez mi?”

Yaşam sağolsun, en ulvî öğretmen, başta hediye ettiği tecrübelerle; sonrasında derin deriiin içe bakmalarımla sanki sözler netlik kazandı. Tuhaf ve bir o kadar geçerliydi, her şey tam olarak içimizde. Nasıl mı? Biraz açayım.

Hiç çalmadım mı diyorsun?


Kime göre? Bir başkasının zamanını da mı çalmadık? Bekletmedik dakikalarca veya saatlerce? Ya da enerjisini? Misâl söz verdik tutmadık. Ya da durumu manipüle etmeye çalıştık. Bol bol enerji savaşlarına giriştik; “Böyle yaparsan yüzümü daha çook görürsün”. Ya rızasını? Herkes birinin rızasını gasp etmiştir kanımca. Rızasını almadan hakkında konuşmuş, aksiyon almıştır. Elbet canım bir bildiğimiz vardı tüm bunları yaparken, karşının iyiliğini düşünüyorduk naçizane.

Hiç mi kıskanmadım diyorsun?


Bazısı der, “Ben sevgiden başka bir şeyi kıskanmam”. Sevgi diğer madde dünyasından farklı mı? Ee hani sevgi sonsuzdu? Geldik yine başladığımız yere, yani kıtlık bilincine. Bazısı der, ben sadece gıpta ederim. Olsun, içinde kıyas yok mu? En basitinden kıyaslama ne? Hiç mi kendini kıyaslamadın başka biriyle? Yaşadıklarıyla, tipiyle, elde ettikleriyle. Kıyaslama olmadığı için mi herkes sosyal medyada başkasının hayatını takip etmekte?

Hiç mi hırsım yok diyorsun?

Hangi birimiz yaşamın getirdiklerine her zaman 'eyvallah' diyebildik? Yaşamla el sıkışmadık. Direttik. Belki başkasını geçmek maksatında değildik, sonuçta kendimizi bile aşamadık, hayatı ıskaladık. İyi okumuştuk. İyi yerde çalışmalıydık. Kafamızda ayrı bir resim ve yaşamın getirisi olan apayrı bir resim vardı. Baktık baktık iç geçirdik. Hayatın bizzat kendisinden yani külli iradeden razı olmadık, olamadık. Bu hırsın en afillisi. Kanaat edemedik.. Kanaatkârlığı acizlik, teslimiyeti pasiflik sandık. Her bir kavramı işimize geldiği gibi yorumladık.

Hiç mi kibrim yok diyorsun?

Ee sorayım o zaman bizim topraklarda ezikliğin pek popüler, kurban bilincinin sürekli prim yapmasının ardındaki sebep ne? Eziklik kibrin öbür kutbu değil de ne? Hem herkesin mükemmel olmasını bekledin değil mi? İtiraf et kendine. Bu işte en büyük kibir. Ötesi yok. Ha bir de edep ile sıkça karıştırılan pazarlama harikası kibar kibir var ki sorma gitsin.

Hiç mi şiddet yok içinde?

Hiç mi yargılamadın kimseyi doğru söyle? Ee bu sözlü şiddet değil mi? Benimki gözlemdi diyorsun. Neye göre? Bazen gözlem bile yanıltabiliyor insanı. Bizzat tecrübe ettim.  Ayrıca çok fazla sonuç odaklı olmak da başka çeşit bir şiddet. Başkalarını zorlayabilir bu tavrın, hiç düşündün mü? Kendini de mi hiç hırpalamadın? Suçlamadın? 'Ah vah' etmedin?

Yahu bunları istemeden yaptık, masum şeylerdi, bileye isteye, kasten ve taammüden* yapanlar da mı var diyorsunuz? Zaten potansiyelden bahsediyorum, %1, %10, %100 bizim algımızda farklı farklı. Başka bir açıdan bakarsak, hepsi tek bir şeyi işaret ediyor; bu özelliklerin içimizde az veya çok var olduğunu. Yakalandık, sobe :) Üstelik potansiyel demek ‘şeyler’ durum ve şartlara göre gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de demek; yani pek bayıldığımız garanti burda yok.

SONUÇ

Niyetim kendimizi utanç & suçlama sarmalına itmek değil. İnsan olabilmek kolay değil; tüm meziyetlerimizle bu ünvanı taşıyabilmek oldukça soylu bir çaba.

Bütün bunlara rağmen kendimizi doyasıya kucaklamak ve başımıza geldikçe yukardakileri bırakabilmek asıl mesele. Ben bir haksızlığa mı uğruyorum, kime haksızlık ettim diye düşünüp buluyorum akabinde. Kalbim mi kırıldı, kimin kalbini kırmış olabilirim? Çat sahne önümde.

Çok sevdiğim bir söz var, “Eğer otantik olmadığımız noktada otantik olursak kendimize, açılamayacak kapı yok önümüzde.” Bu söz üzerinde biraz düşünmeye değer bence.


Hamiş: Bu yazıyı kendime yazdım.


*Hukuk terimi; bile bile ve önceden tasarlayarak