1 Temmuz 2016 Cuma

HER ŞEY İÇİMİZDE

Sözü ilk duyduğumda hayretler içerisinde kaldığımı itiraf etmeliyim;


“Dünyada bir peygamber varsa; bu hepimizin peygamber olabilme ihtimalini, dünyadaki en kötü insan da hepimizin kötü olabilme potansiyelini göstermez mi?”

Yaşam sağolsun, en ulvî öğretmen, başta hediye ettiği tecrübelerle; sonrasında derin deriiin içe bakmalarımla sanki sözler netlik kazandı. Tuhaf ve bir o kadar geçerliydi, her şey tam olarak içimizde. Nasıl mı? Biraz açayım.

Hiç çalmadım mı diyorsun?


Kime göre? Bir başkasının zamanını da mı çalmadık? Bekletmedik dakikalarca veya saatlerce? Ya da enerjisini? Misâl söz verdik tutmadık. Ya da durumu manipüle etmeye çalıştık. Bol bol enerji savaşlarına giriştik; “Böyle yaparsan yüzümü daha çook görürsün”. Ya rızasını? Herkes birinin rızasını gasp etmiştir kanımca. Rızasını almadan hakkında konuşmuş, aksiyon almıştır. Elbet canım bir bildiğimiz vardı tüm bunları yaparken, karşının iyiliğini düşünüyorduk naçizane.

Hiç mi kıskanmadım diyorsun?


Bazısı der, “Ben sevgiden başka bir şeyi kıskanmam”. Sevgi diğer madde dünyasından farklı mı? Ee hani sevgi sonsuzdu? Geldik yine başladığımız yere, yani kıtlık bilincine. Bazısı der, ben sadece gıpta ederim. Olsun, içinde kıyas yok mu? En basitinden kıyaslama ne? Hiç mi kendini kıyaslamadın başka biriyle? Yaşadıklarıyla, tipiyle, elde ettikleriyle. Kıyaslama olmadığı için mi herkes sosyal medyada başkasının hayatını takip etmekte?

Hiç mi hırsım yok diyorsun?

Hangi birimiz yaşamın getirdiklerine her zaman 'eyvallah' diyebildik? Yaşamla el sıkışmadık. Direttik. Belki başkasını geçmek maksatında değildik, sonuçta kendimizi bile aşamadık, hayatı ıskaladık. İyi okumuştuk. İyi yerde çalışmalıydık. Kafamızda ayrı bir resim ve yaşamın getirisi olan apayrı bir resim vardı. Baktık baktık iç geçirdik. Hayatın bizzat kendisinden yani külli iradeden razı olmadık, olamadık. Bu hırsın en afillisi. Kanaat edemedik.. Kanaatkârlığı acizlik, teslimiyeti pasiflik sandık. Her bir kavramı işimize geldiği gibi yorumladık.

Hiç mi kibrim yok diyorsun?

Ee sorayım o zaman bizim topraklarda ezikliğin pek popüler, kurban bilincinin sürekli prim yapmasının ardındaki sebep ne? Eziklik kibrin öbür kutbu değil de ne? Hem herkesin mükemmel olmasını bekledin değil mi? İtiraf et kendine. Bu işte en büyük kibir. Ötesi yok. Ha bir de edep ile sıkça karıştırılan pazarlama harikası kibar kibir var ki sorma gitsin.

Hiç mi şiddet yok içinde?

Hiç mi yargılamadın kimseyi doğru söyle? Ee bu sözlü şiddet değil mi? Benimki gözlemdi diyorsun. Neye göre? Bazen gözlem bile yanıltabiliyor insanı. Bizzat tecrübe ettim.  Ayrıca çok fazla sonuç odaklı olmak da başka çeşit bir şiddet. Başkalarını zorlayabilir bu tavrın, hiç düşündün mü? Kendini de mi hiç hırpalamadın? Suçlamadın? 'Ah vah' etmedin?

Yahu bunları istemeden yaptık, masum şeylerdi, bileye isteye, kasten ve taammüden* yapanlar da mı var diyorsunuz? Zaten potansiyelden bahsediyorum, %1, %10, %100 bizim algımızda farklı farklı. Başka bir açıdan bakarsak, hepsi tek bir şeyi işaret ediyor; bu özelliklerin içimizde az veya çok var olduğunu. Yakalandık, sobe :) Üstelik potansiyel demek ‘şeyler’ durum ve şartlara göre gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de demek; yani pek bayıldığımız garanti burda yok.

SONUÇ

Niyetim kendimizi utanç & suçlama sarmalına itmek değil. İnsan olabilmek kolay değil; tüm meziyetlerimizle bu ünvanı taşıyabilmek oldukça soylu bir çaba.

Bütün bunlara rağmen kendimizi doyasıya kucaklamak ve başımıza geldikçe yukardakileri bırakabilmek asıl mesele. Ben bir haksızlığa mı uğruyorum, kime haksızlık ettim diye düşünüp buluyorum akabinde. Kalbim mi kırıldı, kimin kalbini kırmış olabilirim? Çat sahne önümde.

Çok sevdiğim bir söz var, “Eğer otantik olmadığımız noktada otantik olursak kendimize, açılamayacak kapı yok önümüzde.” Bu söz üzerinde biraz düşünmeye değer bence.


Hamiş: Bu yazıyı kendime yazdım.


*Hukuk terimi; bile bile ve önceden tasarlayarak


0 comments:

Yorum Gönderme