17 Ağustos 2016 Çarşamba

İSTEKLER, 'HAYIR'LAR VE TANRILAR

Sokrates’ın tüm filozoflar içinde benim için ayrı bir yeri var...

dileklerim zahmetsizce ve kolayca olur

Neden bilmem, belki de filozoftan öte bir bilge olduğu için. Kendisi Tanrılar’dan yalnız kendisine yararlı olacağını bildikleri ne varsa onu dilermiş. Ne akıl ama :)

Kral Midas’ın efsanelerini duymayan yoktur, Afyon civarında yaşadığı rivayet edilen Midas’a nedense pek bir değişik olaylar yakıştırılıp durulmuş. Espriyi kaldıran biri miydi, yoksa pek mi şaşkındı bilinmez. Midas bir gün Tanrılar’dan dokunduğu her şeyin altın olmasını dilemiş. Duası yerine getirilmiş getirilmiş olmasına, lâkin bu işte bir terslik varmış. Şarabı altın olmuş, ekmeği altın, hırkası altın, yatağı altın. Böylece yiyip içemez ve yatamaz olmuş. Açıkçası dileğinin ağırlığı altında ezilmiş, bolluğun bile kararı makbûlmüş:

Şaşmış bu yeni belaya; hem zengin olmuş hem yoksul
Kurtulmak istemiş, istemez olası bu hazineden...*


Dayanılmaz bolluktan isteğinin tersini dilemiş de kurtulabilmiş.

NASIL İSTEMELİ?

Somuttan ziyade yaratmak istediği duyguya yönelmeli insan. Misâl bir yere tatile gidilecek, illâ şurası olsun diyerekten değil. Niye ister insan tatili? Gevşemek, rahatlamak, az biraz rutinden uzaklaşmak ve bolca keyif için. Eee o zaman dilekte bulunurken somuttan ziyade soyuta yani keyfe odaklansa ya insan! Midas’ın durumuna düşmez belki ;) Çünkü maksat keyfi yaratmaksa, nerede olduğunun aslında hiç önemi yok.

Soyut olanın açlığı için somuta saldırdı insanlar uzun süre boyu. Pekiyi sonuç ne oldu? İnsanlık doydu mu? Mutlu muyuz? Cevabını az çok hepimiz biliyoruz.

Dileklerin başlangıç noktası insanın kendi bilinci. Madem yaratım hızlandı, bilincimize ve dileklerimize daha bir dikkat kesilmeliyiz öyleyse. Bolluk yaratmak için bakmalıyız kendimize, kendi bolluk bilincimiz ne âlemde? Annem hep bolluk bilincinde yaşayan biri, geçenlerde bir olay anlatıyorum beni değersiz hissettiren; “bunu hissetmemek senin elinde, madem değesizlik hissedersin şükür hissedebiliyorsun hâlâ desene” dedi, beni bir kez daha şaşırtmayı bildi.

BİRGİ YOLUNDA

Birgi yolunda bunları düşünüyordum, arabanın koltuğuna yayılmış. Kışın bir belgeselde görmüştüm beldeyi, vurulmuştum âdeta; diledim bir gün nasipse orayı göreyim, nerden bileyim yazın yolum oraya düşsün. Tanrı’nın hacet kapısı açıkmış meğer...

Ödemiş’ten geçerek gittik Birgi’ye. Zeytin ağaçlarını izleyerek, ağutos böcekleri ve kurbağaların eşlik ettiği senfoniyle. Bayılırım, benim için yaz tam bu demek; rehâvet veya siesta, ne derseniz adına. Ödemiş’in köftesi meşhur, yağlı ekmekler içinde getiriyorlar ki yemeden dönmemeli. Köfte ne kadar bize has bir şey, içine konan malzeme neticede aşağı yukarı belli, yine de memleketimin her yerinde türlü türlüsü yapılır; Tekirdağ, Tire, Akçaabat, İnegöl, İzmir...İçine bana olan sevgisini kattığından mı nedir, benim için en güzeli sanırım ablamınki.

Türkiye’nin en güzel köylerinden olan Birgi bir çok filme ve diziye ev sahipliği yapmış, açık hava müzesi tadında. Ahşap sanatının en iyi örneklerinden Çakır Ağa Konağı ile dönemin aydın hocalarından Birgi Dede'nin türbesini gezmeden dönmeyin yolunuz buralara düşerse.

HAYIRLISI NE İSE ONU DİLEMEK

Molalar ayrı lezzetli. Yol hikâyeleri paylaşılıyor ardı sıra. Bir arkadaş eşini aldatmış ve eklemiş “hayırlısı buymuş demek ki”. Duyduklarım karşısında afallıyorum. Kafama dank ediyor, insanlar kendi eylemlerini haklı çıkarmak için spiritüel konuları diledikleri ;) gibi yorumluyorlar.

Sen gel, aklına eseni yap, etraflıca düşünme, kısa dönemli zevki tercih et (olabilir, hepimiz farklıyız), bu hayırlısıymış diye yorumla (işte bu olmadı). Sorumluluktan kaçan kurban bilincine hoşgeldiniz. Herkes bilir aldatmak tasvip edilmez, çünkü üçüncü kişinin böyle bir şeye rızası var mıdır bilinmez. Çoklukla da olmaz zaten. Bütün dinler 'Rıza'nın altını çizerler, yani kul hakkının.

Nasıl ki bizi eylemlere götüren bilinç seviyelerimiz var ve bunlardan biz sorumluyuz; her eylemin de bir sonucu olacak illâki. Vicdan azabı ve yüzleşmeler bunun dahili. Her şey seçim meselesi.

Bir şeyin hayırlısını dilemek, kendi isteklerimiz olsun diye diretmemektir. Büyük resmi göremeyiz sonuçta. Büyük resmi bizden daha iyi bilene, büyük güce bırakmaktır, dileklerimizi bile O’na teslim etmektir. Ne ulvî, hayırlısı ise olsun...


* 'Denemeler' adlı kitaptan alıntı

0 comments:

Yorum Gönderme