28 Ağustos 2016 Pazar

MEĞER AŞK NEYMİŞ...

Gül de bir bize diken de bir, bunu aşıklar bilir...


Her pencereden her perspektiften aşk


Meğer aşk mazoşist olmakmış...

Bir insanın nişan fotoğrafına ne kadar bakarsınız? İçinde sevdiğiniz varsa hele? Ben onun nişan kolajını adeta ezberledim, ortada mesela bir çift el var yüzükleriyle beraber. Oğlanın az biraz şaşkın dururken, kızın irice olan gözlerinin hayranlıkla daha da açılarak oğlana bakmasını unutmadım hiç. En içimi yakan detay tuhaftır, benim üzerime giydiğim saks mavisi üstlüğün aynısının kızda da olması. Acaba asansörde bende görüp ona da mı almıştı? Böylelikle onu ben mi yapmıştı? Yoksa bilinçaltının garip bir oyunu muydu bu her ikimize de? Belki acı bir tesadüf...

Meğer aşk budalalıkmış...

Yine de bir umut arar diye beklemekmiş, cesaretini toplar bir gün, yüz bulur, kendini kasmayı bırakır, hasretine gem vuramaz, görme sevdâsı herşeye rağmen ağır basar diye niyet etmekmiş; suç bastırmalarını ve bahanelerini, bir oraya bir buraya savrulmalarını gün gelir bitirir ve sadece “özledim” der diye...Eli eline, gözü gözüne kimsecikleri değdirmemecesine ordan oraya savrulmakmış, bir tuhaf hâlmiş aşk dedikleri. Derin bir yalnızlık...

Meğer aşk en büyük çaresizlikmiş...

Onun aşkla inatlaşmasını eli kolu bağlı izlemekmiş, "Aşk beni değil, aşık olacağım kızı ben seçerim", diye aşka diklenmesini...Aşkın böyle bir dinamiği hiç olmamış ki şimdi olsun, Prens köylü kızına, Prenses düşman ülkenin oğluna aşık olurken de böyle değil miydi? Evleneceğini deklare ettiğinde, gözlerinin sadece seni takip ettiğini ve çocuk gibi senle inatlaşmasını görmek ve bunların bile gerçekte kimi sevdiğini gösterdiğini içten içe bilmek, yine de bu şova ısarla niye devam ettiğine anlam veremeyip, bütün olup bitene aval aval bakakalmakmış...

Meğer aşk tesadüfleri severmiş...

Ondan haber bile almasan, haberlerin seni garip bir şekilde takip etmesiymiş...Ortak bir arkadaşın yurt dışı gezisi albümünü 500 fotoğrafıyla beraber şak diye gözlerinin önüne sermesiymiş...Hangisi benim sevdiğim adam diye şaşkın şaşkın bakınmakmış; servis aracının önünde kıkırdayıp eşinin kâh elinden kâh belinden kâh omzundan tutup vaziyetinden hoşnut görüneni mi yoksa uzaklara dalgın dalgın bakıp gideni mi? Belki her ikisi...

Meğer aşk şifozren olmakmış...

Hem sevmek ve delice özlemek; hem bunca pasiflikten, gelgitli hallerden, beklemekten bıkıp usanmakmış. İkiye, dörde, hattâ gün gelip bine bölünmekmiş. Herşeyin bana yıkılmasına bozulmakmış, gemiyi ilk terk eden o olsa bile, benmişim gibi algılanmasına hayli şaşmakmış. Yine de kızamamakmış. Ne yapsa silememek; için için kendine köpürmekmiş.

Meğer aşk soru işaretleriyle boğuşmakmış...

“Acaba ondan başta hoşlandı mı? Cilvesi mi hoşuna gitti? Kim kimi öptü önce? İçi sızlamadı mı hiç? Bir kadında bir başkasını aradığını söyleyen eyleme geçemez miydi? İlk erkeği miydi? Büyülendi mi? Silah zoruyla mı evlendi? Bunca zaman içinde benimle irtibata geçilemez miydi? Yerim belli yurdum belli. Ortak tanıdık hayli. Yoksa bunca yol gelmişken geri dönülemez miydi? Son anda nikâh masasında bile cayanlar olmuyor mu şu âlemde?  “Bu sana iyi gelecekse” de ne demekti? Sosyal medya aracılığıyla son anda bir mesajla güya gönül almanın beni son derece değersiz hissettireceğini hiç mi düşünemedi? İnsan sevdiği yanında olmayınca dünya onun olsa ne yapsın etsindi? Aklına geldim mi acaba nikâhı kıyılırken Ümit Besen şarkısındaki gibi? Çok mu çaresiz kaldı? Bir yardım eli isteyemez miydi? Beraberce bir yolu yordamı bulunamaz mıydı?”

EN GÜZEL YANI

Meğer aşk şiirmiş...Şair denince isim dağarcığı pek geniş olmayan, yalnızca Orhan Veli ve Nazım gibi duayenleri bilen bendeniz için kalemimden dizelerin dökülüvermesiymiş, içimin içime sığmamasıymış, böylelikle şiirler yazmaya başlayıp kendi kendime hayretler etmekmiş...

Meğer kabahatim çokmuş benim
Yanlışmışım, eğriymişim, ne büyük tehditmişim
Zafer bile olsam hükmüm yokmuş,
Uzaktan sevilmek neyime yetmezmiş benim
Dokunmak, hasret, özlem de neymiş...
Fazlaymış herşeyim, kontrol edilemezmişim
Cezam izlemekle, yazılarla yetinmekmiş...
Hiç olmadı sevgiyle uğurlanırmışım

Oysa sormak isterim hepinize; beyler ve hanımlar
Gerçek aşk gönülden sevmez mi?
Yüreğin olduğu yerde bir başkasının ne?

Hayatımda almadığım teklifleri görmüştüm 
Vakti zamanında sayenizde, hayli kırgınım size...
Meğer AŞK sevdiğini 
Serbest bırakabilmekmiş son mertebede
Uçun kuşlar uçun istediğiniz yere...

Facebook bile bildi, bir test yapıyorum geçenlerde, sonuç tak diye karşımda: 'En büyük kabâhatin kalbini inciten birine aşık olmak' dedi. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Yatıyordum o, kalkıyordum o. İş bekler aş bekler, kimin umurunda? Yazık değil mi bana da? 

Bir erkek ne yapsa etse bir kadın kadar üzülemez; biyolojiye, nörolojiye ve işin dinamiğine ters :) Üzülmesin, istemem zaten. Herkesin yükü kendine değil mi? Şimdi parçalarımı tümleme zamanı. Madem yaralarımı benden gayrı saracak birileri yok, haydi Şeyda davran o zaman, evelallah kalkarsın bunun da altından. Seni yalnız bırakanları sakın ha suçlama, herkes elinden gelenin en iyisini yapar sonuçta. Daha yapacakların çook önünde. Hızırlar yardımcın olsun yolunda...



Hamiş1: Müthiş şiirler yazdığımı iddia etmiyorum. Benim kadar şiire mesafeli olun sonrasında bunu yapın. Hayatta 'olmaz' olmazmış. Kopuş çocukluğuma dair; ilkokulda, içinde hiçbir duygu olmadan, ellerini kollarını aça aça, bağıra çağıra tüm okula şiirler okutulan bir kızcağız vardı. Allah'ım kâbus gibiydi, bunca sahtelik, bayağılık, abartı. Şiirden soğudum uzunca bir süre.

Hamiş2: Madem daha bir aşinayım, düz yazı ile belirteyim; ben kimseyi bırakmadım, beni içeri almayıp dışarda tutan sen oldun. Taş olsa çatlarmış. Bu şekilde kayıtlara geçsin. Canın sağolsun.

0 comments:

Yorum Gönderme