25 Ağustos 2016 Perşembe

MERT ERKEKLER

Ya tam açacaksın yüreğini
Ya da hiç yeltenmeyeceksin
Grisi yoktur aşkın;
Ya siyahı, ya beyazı seçeceksin

Şems-i-Tebrizi

Şeyda çook güzel

Dünyanın en güzel çiçeklerinden biri yanımda görmüş olduğunuz...Eminim şekli şemaili çook daha albenili olanları vardır. Lâkin çiçeği güzel kılan bence hikâyesi...

Çiçek bana gelmedi, öyle karşı cins yönünden şimdiye kadar maalesef şanslı olmadım. Çok çiçek almadım misâl. Şımartılmadım hiç. Babam şımartmadı ki elin erkeği yapsın. Sonra fazla sahiciydim, oysa devir çoktaaan değişmiş, sahte samimiyet tercih edilir olmuştu. Baktım, erkeklere açıkça binbir nazla niyâzla veya dolaylı yoldan ültimatomla yaptırılıyordu ne isteniyorsa. Mesela gününde çiçek alınmıyorsa fatura davranışla kesiliyor, yüz asılıyor, surat ekşitiliyor, tenden uzak kalınıyordu falan filan. Erkek anında hizada ;)

Gerçek değildi ki böylesi. Bazı hemcinslerim kendilerini kandırsın veya avunadursun, bu bana uymazdı. “Gönülden geleni en güzeli,” dedim hep. Olan olsun, olmayanın üstü kalsın.


MERTLİK YÜREKTE

Bu salon çiçeği ablama geldi. Sene 1990’lar. Ablam Yunanistan’daki banka stajından yeni dönmüş, “Sanırım bankadaki diğer stajyer olan Alman arkadaşımız bana aşık oldu, her an gelebilir buraya” demişti. Güçlüdür bizim ailede kadınların sezgileri. Adres falan alınıp verilmiş miydi, hayır, sadece güçlü bir çekim vardı herkesin hissettiği.

Bir gün annemle ben evdeyken kapı çalınıyor. Kapıda iki adam; 1.96 boyunda sarışın olanını görmesem de hemen tanıyorum. Senaryoyu tamamlıyor beynim. Gelen Lutz Stelzer, ablamın yeni erkek arkadaşı. Bana göre dünyanın en mert erkeği. Sen kalk stajı düzenleyen uluslararası kuruluştan bizim evin adresini bul, daha önce hiç gelmediği Türkiye’ye bilet al, Almanya’dan Adana’ya uç, ordan Mersin’e gel bir şekilde. Postahaneye elinde adresle gelen bu aşığa, Türk Müdür Allahtan misafirperverliğini esirgememiş ve evimize kadar eşlik etmişti.

ERKEK İSTERSE

Neden anlattım bunları? Müşterilerimin çoğunluğu dişi. Bazen sohbet de ederiz. Kadını yakından tanımak istediğini söyleyen ancak ilişkiye bir türlü yanaşmayan/ başlayamayan erkeklerden dem vurulur, o zaman paylaşırım bu olayı. Bir erkek gerçekten isterse neler yapar diye. Dünyanın olmasa bile Avupa'nın bir ucuna gidermiş meğer. İsteyen eyleme geçer. Geçemeyen ne yapsın, avunur veya avutur;

“Kısmet değilmiş...”
“Hayırlısı değilmiş...”
“Seçimlerimde çuvallıyorum, en iyisi hiç seçmeyeyim...”
“Sorun sende değil, bende...”
“Ben seni çok seviyorum, elimden bu kadarı geliyor, anla beni....”
“Elim kolum bağlı...”

Ölümden gayrı herşeyin yalan, imkânsız denen hiçbir şeyciklerin olmadığı şu âlemde; kişiler egosunu, rahatını, kolayını, konforunu, sülalesini, imajını, adını, şirketini bizlere yeğleyebilirler elbette. Bunda yanlış birşey yok, seçim meselesi. Sadece içimiz dışımız azıcık bir olsa ya:

“Güçsüzüm, acizim...”
“Düzenimi bozmak istemiyorum...”
“Belirsizlik için risk almaktan korkuyorum...”
“Fazla güçlüsün...
“Aşktan ödüm kopuyor....”
“Ruhumu açtığım gerçek bir ilişkim olmadı hiç...”

CEZA EGODAN, SINIR SEVGİDEN

Pekiyi bu durumda ne yapmak lazım? Öz’ün Büyüsü yazımda belirmiştim;

“İşte bizim sınavımız burda başlıyor, o kaçtığında ne yapıyoruz? Ben istenmedim diye üzerimize mi alınıyoruz, yoksa bu onun çöpü mü diyoruz? İkincisi makbul elbette, ilki egodan haliyle. Pekiyi böyle bir durumda ne yapabiliriz?

1- Fark edebiliriz (bizi tetikleyen korkumuz ne)
2- Korkumuzu temizleyebiliriz (Öncelikle o kişiden özgürleşmek icap eder. Neremizi kaşıdığını bulup, ona akan ve genelde arzu-öfke dolu karışımı taşıyan enerjiyi kesmek. Bu yüzden neye kabul veremediğimizi bulmak önemli. Yok sayılmaya mı? Biz onu nerelerde yok saydık? Hayatımızda ilk nerelerde yok sayıldığımızı hissettik? )
3- İfade edebiliriz (kalpten)
4- Beklentisiz olabiliriz

Eğer frekansımızda bize eşlik etmeye devam edecekse "er" kişi bu çıta aşılıp ilişki sağlamlaşıp başka bir basamağa yükseliniyor, daha kaliteli daha derin bir seviyeye. Yok bizim frekansımızda olmaya hiç niyeti yoksa hayatımızdan çıkıp gidiyor ki buna izin verebilmek de büyük mesele, kutsal dişi olunuyor böylelikle...”

Zaten ona akan enerjiyi nötralize ettiğinizde -yani gerçekten özgürleştiğinizde- kişiyi serbest bırakırsınız ve o bunu içsel hisseder. Bırakamıyor musunuz, o zaman buna alan tanımak önemli. Şefkatle kucaklayın kendinizi “yine olmadı hay Allah” deyin veya vurun kendinizi sanata :)

Eşlik etmeyene sınır çizebiliriz elbette, sınır çizmek ceza vermek demek değil ki. Dönüp bakın içinize, hangisi bilirsiniz. Sevgide misiniz? Yoksa öfkede mi? Kolay olmayabilir şimdiden söylemesi, muhtemelen 'bencil' hatta  'şımarık' olmakla itham edileceksiniz. 'Seni Allah'a havale ediyorum' gibisinden dokundurmalar ilâve edilecek. Hepimiz üçgenin üçüncü köşesi olmayacak kadar çok değerliyiz, şuna iki noktadan oluşan bir DOĞRU'yu hak ediyoruz yahu desenize ;)

İkinci bir şans isteyenler olur bazen, müşterilerim 'ne yapalım edelim' derler. Bana söz söylemek düşmez, her ilişki nevi şahsına münhasır, hep dediğim kalbinizin sesini dinleyin. Hepimiz kuluz neticede, hatalarımızla büyüyoruz düşe kalka. Tek dikkat edilmesi gereken; davranış sözün altını çiziyor mu? Eylem söylemi vurguluyor mu? Yoksa yine lâfta mı kalıyor herşey? Bir erkeğin dişisine verdiği değer harekete dökülüyorsa anlamlı. Lâfla peynir gemisi yürüseydi...

Var olan sınırları güncelleyebiliriz, yeniden belirleyebiliriz.  Dünya her an yeni bir yaratıma akıyorsa, her daim yeni bir oyun var demek karşımızda. O zaman sınırlarımız da esnek, her an değişmekte, akmakta. Keyifli oyunlar...



Hamiş: Ablamın kadrajından, İstanbul- Temmuz 2016. Haydi içinde bolca 'Mersin' geçen bir Isparta türküsü dinleyelim...

0 comments:

Yorum Gönderme