15 Ağustos 2016 Pazartesi

NE YERSEN OSUN...

Ayurvedanın temel prensibidir bu cümle...

Şeyda'ya sevgilisi kahvaltı hazırlamış

Ayurveda ne diyecek olursanız; kökeni kadim Hint kültürüne dayanan, en az 5,000 yıllık olduğu tahmin edilen Yoga gibi doğal bir şifa sistemi.

Gerçekten ne yersek oyuz, yediğimiz her besin istisnasız bir süre sonra kana karışıp, dışkı haline gelmeden önce, hücrelerimizi besleyecek ve hatta oluşturacak. Kanımıza kan olup, canımıza can katacak. Çok uzun yıllar hazır gıda ile beslenen, obezitenin ciddi bir sorun haline geldiği A.B.D. toplumuna bakın. Vücutları obezite ile boğuşurken görünümleri -üzülerek söylemeliyim- sanki devasa hamburgerleri arındırıyor. Tam tersi, çokça sıvı veya gıdaları öz sularıyla tüketme esasına dayalı çiğ beslenenlerin vücutlarıysa oldukça ince, sanki akıp gitmekte.

Şimdi gelelim dünyaca ünlü Prens’in düğün yemeğine. Ne alâkası var demeyin, acık sabır yahu :)

ONLAR ERDİ MURADINA

Uzun süre beklemişti Prens sevdiği kadını. Araya talihsiz başka bir evlilik girmesine rağmen sevdiği kadını bir türlü unutamamıştı. Gecikmeli de evlenseler mutlulukları gözlerinden belliydi (kim mi bunlar, söylememeyi tercih ediyorum, tahmin hakkınızı sonuna kadar kullanabilirsiniz elbette, azıcık arşiv taraması yetip artar bile).

Düğün yemekleri oldukça sadeydi. Türkiye’den giden az sayıda sosyetik davetli hayli şaşırmıştı. Bir Prens’in düğün yemeği nasıl bu kadar albenisiz olsun! Alışmışlardı fiyakalı yemek isimlerine, bilmem ne soslarına. Yakıştıramamışlardı, dönünce elbette dedikodusunu itinayla yapacaklardı.

Oysa bilmiyorlardı ki, masaya konan herşey organikti. Kraliyet ailesinin özel bahçe ve tarlalarında yetiştirilip, özene bezene seçilmişlerdi. Sülalenin uzun yaşama sırrı belki de burada yatmaktaydı. Bizim VIP bunu duysa bile eminim “Bizim oralarda yok mu organik pazarlar, ürünler?” diyeceklerdi. Bilmiyorlardı ki görünürde olmasına karşın gerçekte pek de yoktu.

KÖTÜ HABER

Bir şeyin üzerine “organik” etiketi basmakla maalesef o ürün organik olmuyor. Organik ürünlerde; yetiştirilmesinden hasadına, tasnifinden ambalajına, muhafazasından depolanması ve etiketlenip tüketice ulaştırılmasına değin hiç bir kimyasal madde veya tarım ilacının kullanılmaması gerekiyor.

Liste uzun uzun olmasına, tek tek bakarsak; yetiştirilecek toprağın bile kıstasları var. Organik tarım için tarım arazisinin 2.5-3 km. asfaltın uzağında, yanında herhangi bir fabrika olmaması, toprağın daha önce hiç kirlenmemesi, plebisit ve gübre görmemesi gerekiyor. Hatta bazı Avrupa ülkelerinde organik tarım arazisi uçak hattında bile olmuyor.

Şimdi sormak isterim sizlere, her aşamada organik olmasını sağlasak bile, sadece bu noktada çuvallayacak kaç ürün olsa gerek? Doğadan ve doğallıktan hızla uzaklaşmaktayız, toprağa hoyratça davranıyoruz; nükleer santraller, hatalı tarım politikaları, köylüye verilen değerin gittikçe azalması...İnsan ne yaparsa uzun vadede yine kendine yapıyor, vücutlarımızı beslemek yerine toksik maddelerle dolduruyoruz. Kısa vadede çok kazanalım diye. Maalesef !

İYİ HABER

İki iyi haberim var sizlere; Anadolu bereketin kaynağı. Avrupa endüstriyel açıdan kirlenmiş topraklarını 30 yıla çıkan sürelerde arındırıp eski temiz ve verimli haline döndürebilirken, bizde 3-5 yıl yetebiliyor. Yani nadas süresi kısa. Ey gözünü sevdiğim yurdumun verimli toprakları.

İkinci haberime gelince müjde! Beyin, gözler ve sinir sistemi dışında her hücremiz kendini yenileyebiliyor, böylece her an kendimiz yeniden yaratma şansına sahibiz. Dönüşü olmayan bir yolda değiliz demek ki. Gerçek anlamda organik beslenemeye geçtiğimiz zaman doğalımıza döneceğiz. Vücut nasıl muhteşem bir organizma. Üstüne üstlük eğer gerçekten sağlıklıysak (her türlü negatif düşünce kalıbından arıtılmış) hayat boyu 10 yaşın altında kalmayı becerebiliyoruz. Aynen çocuklar gibi; esnek ve diri. Mucize gibi, belki de hekimlerin piri, çiçek ve bitkilerin dostu Lokman Hekim’in bulduğu “Ölümsüzlük İksiri” buydu, kim bilir?

YİYİN GARİ

Ayurvedanın amacı, insanın doğuştan getirdiği 'Bünye' tipini belirleyerek, ona iyi gelecek beslenme, masaj, aromaterapi gibi teknikleri keşfetmesini ve yaşama geçirmesini sağlamak. Bu yaklaşıma göre 3 ana, 7 karma vücut tipi var.

Hiç bir kısıta çokça takılmayan bendeniz için her beden nev-i şahsına münhasır. İşin aslı kendimizi tanımak ve ona göre yaşamak. Vücudun bir sesi var, insan onu dinlediğinde ve Öz’üyle temasta olduğunda ister istemez sağlığa iyi gelen şeylere yöneliyor. Misâl ben akşamları et ve balık yersem ağır geliyor, uyku kalitem düşebiliyor. Kimine gelmez. Dedim ya herkes farklı. Çözüm olarak bu yiyecekleri öğle öğününe kaydırırım, olur biter.

İkinci önemli kriter herşeyde olduğu gibi denge ve ölçü...Mutlulukla, tadında ve kararında yenirse her şey yarayabiliyor. On kahkaha bir kilo pirzolaya denk gelebiliyor :) Maksat ağız tadı ve afiyet değil mi herşeyden önce? Hele bir de sevdiğim menüler masadaysa değmeyin keyfime; bulgur pilavı-ayran, pirinç pilavı-karnıyarık-cacık, çomaç-çay, pide-tulum peyniri-hurma...

O halde, İstanbul için iftar vakti buyrun ;)



0 comments:

Yorum Gönderme