11 Ağustos 2016 Perşembe

TOP YUVARLAK MI?

Euro 2016'nın üzerinden bir ay geçti bile...

Yaşasın Şeyda

Bazen bir şey hakkında yazılan-çizilenler ve öncesinde konuşulanlar olayın kendisinden daha uzun sürer; düğünler böyledir, törenler böyledir. Uluslararası karşılaşmalar böyledir. Euro 2016 da bir hızla geldi geçti. Her şeyin güzelini severim, futbolun da öyle, takip etmek için kendimi kasmasam dahi önüme güzel top oynayan takımlar gelirse, herşeyi bir yana bırakır izlerim.

HERKES KENDİNİ OYNAR

Bakıyorum sahada bile herkes kendi. Yani gerçek hayatta nasılsalar sahada da aynen öyle ülkelerin takımları. Misâl Almanlar keskin oynuyorlar, disiplinli ve planlılar, hedefe kilitlenince önlerinde çıkanın âdeta esamesi okunmuyor. Gerçekte de bu özellikleri ile öne çıkmaz mı Alman toplumu? Biz Türkler biraz iman gücü ile oynarız, kaleye giderken bir “Allah Allah” nidâsı eksik olur bazen :) Sonra rakip takım öne geçince hemen moralimiz bozulur, duygusallığımızı çimlere bile taşırız. Hakem üst üste haksızlık yapmaya kalkmasın, ayranımız kabarır âdeta şaha kalkarız. O zaman kimsecikler duramaz önümüzde.

Fransızlar daha kıvrak, özellikle Germen ırkına göre. Neticede soyları Latin ırkına dayanıyor. Hele Afrika kökenlileri o kadar rahat ki top çevirme konusunda elle mi yoksa ayakla mı çeviriyorlar belli değil (Futbol Afrika’dan çıkmış, ilk kez Afrika yerlileri oynarken keşfedilmiş).

FUTBOL EKONOMİSİ

Bırakın Euro 2016 organizasyonunun getirisini bir yana; Fransa yarı finale kaldıktan sonra bir araştırma yapılıyor, bu başarının Fransız ekonomisine en az %0.7’lik bir artış yansıtması bekleniyor. Eee futbol deyip geçmemek lazım.

Şimdi biliyorum, bazıları hemen diyecek ki, futbol toplumları uyuşturan bir spor dalı. Toplulukları uyutan. Katılmıyorum. Futbol sadece bir spor, her şey gibi bir aracı, bir şey sizi uyutabilir de, uyanık da tutabilir.* Hatta o kadar uyanık kalır ki kişi bu sanal dünyadan tamamen uyanabilir. Nasıl kullandığınıza bağlı. O mu sizi yönetiyor, siz mi onu. Bunu belirleyen sizin bilincinizdir, bir ağaca bakıp sadece rant da görebilirsiniz veya altında serinleyip geçebilirsiniz veyahut onunla o kadar bir olursunuz ki onun hikâyesine kulak verebilirsiniz.

Fransızlar’a gelince; geçtiğimiz dönem genel grevler, terör saldırıları ve sel felâketleri dolayısıyla kolay ve keyifli bir yıl geçirmediler. Sanıyorum yukardaki %0.7’lik artış futbolun kendisinden ziyade onun getirdiği mutluluktan. Mutsuz insan her şekilde içine kapanır; duruşuyla**, anlayışıyla, yaşayışıyla. İnsan sistemi bütünsel işler. Mutlu insana gelince sanki kabak çiçeği gibi açılır, vücudunun duruşuyla, anlayışıyla, yaşayışıyla. Sosyalleşmek ve dışarıya çıkıp gezip tozmak ister. Mutluluk bulaşıcıdır. Paylaşmak ister, neticede içiniz bile içinize sığmaz ;)

ŞIMARIKLIK

Yine gözlemlediğim biraz şımaran takımların önde gitse bile maçı verdiği. Spor şımarıklığı kaldırmaz. Galibiyetin sevinci başkadır, şımarmak pek bir başka. Göz yaşınıza bakılmaz; direkt elenir gidersiniz. Spor itidâl ve ölçü gerektirir. Ne geride kaldın diye moralin bozulacak, ne önde gittin diye şımaracaksın. Ruhunu da terbiye eder spor insanın böylelikle. İlk önce keyif için oynayacaksın, kendini gerçekleştirmek adına. Sonrasında kazanmak nasıl olsa geliyor peşi sıra. Maalesef toplum olarak spora pek düşkün değiliz. İlk kez 19 yaşımdayken bir Belçikalı'dan duymuştum; “Bir aydır spor yapmıyorum, kendimi kirli ve işe yaramaz hissediyorum”, diye.

Rahmetli anneannem pek nüktedandı, sohbeti pek bir hoştu. Beyrut’a gemilerle kereste ticareti yapan bir Ağa’nın en küçük kızı ve gözdesiydi. Düğünü masallardaki gibi 40 gün 40 gece sürmüş, develer yüküyle çeyizi kalkmış. Öyle denirdi. Kendi anlatmazdı da efsane gibi ellerden duyardım. Bütün bunlara rağmen oldukça olgun bir insandı, şımarıklıktan hiç haz etmez ve sık sık tekrarlardı; “Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var,” der eklerdi “her şey bir anlık kızım, oldum diye övünmemeli, bir an sonra ne olacağı kestirilmez, kimsecikler bilemez.”

Hayattan tekrar sahalara dönecek olursak; top yuvarlaktır. Bir an sonra ne olacağı bilinmez. Dilerim her zaman her yerde hak eden kazansın...



Hamiş: Bu satırları yazdıktan çok kısa bir süre sonra, Portekiz-Fransa final maçı oynandı. Herkes Fransa'yı favori gösterirken, ben ve annem sezgilerimize güvenip Portekiz yenecek dedik günler öncesinden. Sezgi böyle bir şey, "Nasıl olacak bilmiyorum, yenecek" dersiniz sadece. Şu var; hücum olsun, topa hakimiyet ve tutma olsun Fransa öndeydi maç boyunca ancak Portekiz asla bırakmadı. Yarışı önde götüren değil, ipi göğüsleyen kazanır sonuçta. Eee top yuvarlaktır ;)


* Sözüm alkol, sigara, uyuşturucu gibi sağlığa zararı ve algıyı saptırması birebir ispatlanmış şeyler için değil elbette.


** Denemesi bedava. Gözlerinizi kapatın. Çok sevdiğiniz birirnin size adım adım yaklaştığını varsayın. Vücudunuzun nasıl şekil aldığına bakın. Tam tersini uygulayın. Yine gözlemleyin. 


0 comments:

Yorum Gönderme