22 Eylül 2016 Perşembe

YALNIZLIK KOR

Yalnızlık koyar dostum, herkese farklı zaman ve şekillerde...

Gurup vakti dinginliği

Alıştım ben, yalnız hissetmiştim başlarda İstanbul’da. Ailem bir hayli uzakta. Onlara, bana yapılan haksızlara karşı heep dik durdum; insanlar yeri gelince çok acımasız olabiliyorlar. Değil şahsımın tüm insanlığın en hassas yerinden vurdular beni (insanlar sosyal varlıklardır), “Madem şartlarımızla oynamıyorsun, madem yalakalık yapmıyorsun, o halde biz de seni yalnız bırakırız” dediler. “Koyun yalnız beni” dedim, “Fark etmez. Oyununuza katılmayacağım, sofrada eşit olamayacaksam eğer” (tabi ki yetişkindik, böyle âyan beyan belirtmedik; hele ki bizim gibi altyazı ile konuşmaya alışkın toplumlarda bu çılgınlık olur, olayın özetine ve meâline istinaden :)).

Gün geldi miras davası oldu bu, yeri geldi kadın-erkek ilişkileri. Her yalnızlığımla biraz daha güçlendim. Evde yalnız uyuyamayan ben için; yalnız sinemaya gitmek, dünyanın öbür ucuna uçmak, tatile çıkmak, restaurantta yemek yemek çok olağan şeyler haline geldi. Hatta o kadar doğal ki, kendini bildi bileli evli olan bir kız arkadaşımın beraber tatile çıkma teklifime “Şey olur da nasıl yapılır ben hiç bilmiyorum,” cevabıyla afallayıp kaldım, hiç unutmam...

YALNIZLIĞIN DERECELERİ

Yalnızlığın da farklı mertebeleri varmış, yaşamayınca bilinmez. Misâl zamanı geldi Londra’ya taşındım, ‘İstanbul’daki yalnızlık da neymiş’ dedim. Yabancı bir ülkede, yabancı dilde konuşan insanlar arasında gerçekten daha bir derinden hissettim. Hıçkıra hıçkıra sokaklarda ağladım, kimseler bırakın yardım etmeyi dönüp bakmadı bile. Yurdumun, yabancıya bile olsa “Ablam nen var” diyen pek girişken pek karışgan vaziyetlerini özledim, burnumun direği sızladı.

Eve geldim açtım televizyonu, kendi dilimi boşu boşuna aradığımı görüp vurdum kafamı yastığa. Uyur da belki unuturum diyerekten...


AĞLARIZ GÜLÜNECEK HALİMİZE

Şimdi onu aş buna alış derken yalnızlık duygum çok değişik bir biçimde tekrar pörtledi. Beni bilenler bilir, pantolon giymeyi pek tercih etmem. Ne ergonomik bulurum ne de dişi. Giyilecekler listemde elbiseler ilk sırayı çekerken, şort ve etekler peşi sıra takip eder. Kaldı mı pantolonlar sona. Elbise demek fermuar demek. Erkek okuyucular için bir antiparantez, “Beyler genelde elbiselerin fermuarları arkaya yapılır, bir yer vardır, arabalardaki kör nokta gibi, ne yapsanız kol boyunuz yetişmez, bir destek gerekir.” Özetle elbise giymek az biraz cesaret ve hüner ister ;)

İşte geçenlerde bir görüşmeye yetişicem, sevdiğim mavi elbisem üstümde, kapatamıyorum fermuarımı. Bir başladım ağlamaya...Amiyane tabiriyle yalnızlık bir güzel koydu. Anneciğim burnumda tüttü, “anneeeee bir el atıversene” diye seslenebilmeyi istedim, 900 km. uzakta diye yapamadım. Ah dedim, bir erkek arkadaşım olaydı saçlarımı öpe koklaya çeker miydi. O da yok. KÖR OLASICA YALNIZLIK...Neyse ki gözyaşlarım eşlik etti bana.


YALNIZ DEĞİLSİN

Geçenlerde bir Amerikan filmi izliyorum, ucuz değil- sanatsal değil, orta karar*, bir gülme tuttu anlatamam. Kızın yalnızlığıyla barıştığını bikaç kare ile verecekler ya izleyicilere filmin sonunda, kız ne yapsın? Yıllardır istediği kanyon yürüyüşünü gerçekleştirsin OK, yatağın ortasında yatsın OK. Daha ne? Senaristler artık oldukça yaratıcı. 'Esas kız' bir de fermuarlarını kendi başına çekmesini sağlayacak bir sistem yaratmamış mı? Geçiyor düzeneğin içine, pıt halloluyor işi. Ne hoşuma gitti. Oleyyy, bir tek bundan ben muzdarip değilmiş. Meğer yalnız değilmişim ;)


TEK BAŞINALIK MI YALNIZLIK MI?

Bir de tabi, bikaç kursla aydınlandığını sanan tipler var ya, gıcık oluyom ben onlara; “İşte ben tek başınayım dostum, yalnızlık farklı, tek başınalık farklı”. Öyle mi?

İlk bu tabirler arasındaki farkı Osho’dan duymuştum: “Tek başınalık senin doğan. Tek başına doğdun, tek başına öleceksin. Ve anlamadan, farkında olmadan tek başına yaşıyorsun.
Tek başınalığı yalnızlık sanma yanılgısına düşüyorsun; bu sadece bir yanlış anlama. Sen kendine yetersin, ” diyordu Osho.

Osho’nun dedikleri elbette doğru, itiraz ettiğim, “sen gel teğet geç ilişkilerine, ruhunu açmadan yaşa, beraber ol ancak beraber olduğunla uyuma (bir yatağı bile paylaşma), yaşa ıssız adam/ kadın misâli veya grupça inzivalara katıl, grupça uç dünyanın öbür ucuna, grupça dön, ben tek başınalığı beceriyom de”. PEH ki ne PEH. Naçizane tavsiyem onlara, uzaklara gitmenize gerek yok. Bir hafta evden çıkmadan yalnız yaşayın, kimseyle konuşmayın, cepten, TV’den uzak kalın, bakın bakalım insanlarla bağ kurma ihtiyacını aşıp aşmadığınızı görün, bizzat tecrübe edin.

Demek istediğim, insanlarla henüz gerçek bir bağ kurmadan bağ kurma ihtiyacı aşılmaz ki. Sonrasında konuşalım dostum kimmiş yaman, alayına hodri meydan, amanın dostum aman...

Yalnızlık kor, kor ateşler gibi yakar geçer...


* 'How to Be Single?' Türkçesi; Bekâr Yaşama Kılavuzu

4 comments:

  1. Tum yazilarda, yalniz olmayan, kendine mesela bir es bulmus insanlarin "oyun"u kuraliyla oynadigi, samimi olmadigi, yalakalik, sahtecilik yaptigi sonucu cikiyor. Bunlar ancak bir yere kadar isleyebilir, eninde sonunda ak koyun kara koyun belli olur. Hic bir iliski uzun omurlu olmaz. Uyum ve egoyu indirgeme cok onemlidir; benim dogrum, benim yolum, ben, ben, ben var ya ben denirse, dunyanin en iyi, en ahlakli, en zeki insani da olsa bir iliskiyi yurutemez. Ayrica ego ve uyum durumlarini halletmis her insan da mutlaka iyi bir iliski kurabilecektir diye bir sart yoktur. Kader, kismet vs de bence cok minimum derecede de olsa vardir. Hayata ve insanlara kizmak degil, hayatla raks etmek gerekir:))

    YanıtlayınSil
  2. Öncelikle yorumunuza teşekkür ederim. Kimliğinizi bilip isminizle hitap etmek isterdim.
    Bana hayat dersi vermişsiniz ki açığım ancak yorumunuz önyargılarla dolu;
    Hayata ve insanlara kızmak: Hayatı ve insanları anlamaya çalışıyorum
    Dünyanın en zeki, en ahlaklı insanı olduğumu iddia etmiyorum
    Hiç bir zaman benim doğrum demedim, son yazımın objektif bile olmadığıın belirttim
    İki yazımı birleştirip “her yalnız olmayan hayatı kuralına göre oynar” diye bir yargınız oluşmuş ki öyle birşey demiyorum...
    Hayatımı biriyle paylaşıp paylaşmadığımı nerden biliyorsunuz?
    Hayatta dürüst olmayan durumları kendimce paylaşmaya devam edeceğim.
    Her neyse...Anlaşılan yazı sizlerde bir yerlerde dokunmuş, bu bile beni mutlu etti.

    YanıtlayınSil
  3. Taraflar istemez ise ak koyun kara koyun belli olmaz diye düşünüyorum...naçizane koçluk seanslarımdan biliyorum..mesela boşanma o kadar ürkütebilir ki, kendilerini kandırmaktan başka çare kalmaz..kendini kandıran insanı kendinden başka kimse uyandıramaz...herkes kaderini kendi yaratır ;)

    YanıtlayınSil
  4. Prensin dudakları mıydı Prensesi uyandıran, Prensin niyeti mi, Prensesin hazır olması mı? :))

    YanıtlayınSil