18 Ekim 2016 Salı

BİR ERKEĞİ SEV

Dünyayı değiştirmek istiyorsan bir erkeği sev; gerçekten sev…


Yaşasın grubumu buldum
Birini seç, ruhu seni çağıranı, seni net biçimde göreni seç. Korkabilecek kadar cesur olanı seç.
Elini tut ve onu kalbinin damarlarına götür, orada senin sevecenliğini görsün, orada dinlesin, onun ağır yüklerini kendi ateşinde yak, kül et.
Gözlerinin derinliklerine bak, derinden bak, orada hareketsiz kalanı uyandır, dirilt. Utangaç olana cesaret ver, orada ne beklediğini fark et.
Gözlerinin derinliklerine bak
Orada babalarını, dedelerini gör, uzak yerlerde, çok eski zamanlarda savaşa ve şiddete karışmış atalarını gör.
Acılarına, mücadelelerine maruz kaldığı bir zamanları…
Ve bırak hepsi gitsin…
Onun atalarından gelen yükü hisset
Sana sığındığında kendini nasıl güvende hissedeceğini bil
Onun öfkesine ayna olma
Çünkü senin bir rahmin var, eski yaraları iyileştiren, derin ve tatlı bir kapı…
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir erkeği sev, gerçekten sev…
Karşısında kırılganlığın nefesinde kadınlığın bütün ihtişamıyla oturur…
Bir çocuğun masumiyetinde, ölümün derinliklerinde, açan bir çağrı olsun, onun erkeklik gücünü kabul et…
Onu çıplak ve özgür olabileceği kadar sev
Onu doğum ve ölümün döngüsüne bedenini açabilecek kadar sev
Ve bu fırsat için ona teşekkür et.
Birlikte öfkeli rüzgarlarda ve dingin ormanlarda dans ettiğinizde
Kırılabilecek kadar cesur ol, izin ver, varlığının yumuşak baş döndürücü yanlarını keşfetsin,
Bilsin ki seni kucaklaşıp sarabilir, koruyabilir
Kollarına at kendini, seni tutacağından emin ol,
Bundan önce binlerce kez düşmüş olsan bile
Ona teslim olarak ona teslimiyeti öğret
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, bir erkeği sev, gerçekten sev
Destekle onu, besle onu, ona izin ver, onu duy, kucakla, iyileştir onu.
Bunun karşılığında sen de beslenecek, desteklenecek ve korunacaksın
Güçlü kollar, net düşünceler, odaklanmış oklar tarafından
Çünkü eğer izin verirsen, o düşündeki adam olur…*

ALINTI

Sesleniş “Geri gittiğinde, kaçtığında, mağarasına doğru, çünkü kaçacaktır…” diye devam eder. Hakikaten de böyle. Sahi neden kaçar erkekler mağaralarına? Hem derin hem dürüst biri dile gelse anlatsa. Hazırım duymaya. Bilmek isterim bu esrarlarının dayanağını.

Pekiyi, bizler ne hissederiz bu sırada beyler, hiç haberiniz var mı? Bizi ne hâllerde korsunuz? Bolca vesvese ve endişe yumağının içinde. En diplerde gözyaşlarıyla. Dibe çöküş sonsuza kadar devam etmez elbette. Sonrasında muhakkak eyleme geçecektir dişi. İşte, bu noktada ayrılır dişilerin kalitesi; korkudan hareket edenler (manipülasyon), sevgiden hareket edenler (kutsal).

MANİPÜLE EDENLER

Çokça âşinâyız bu yola, ya başvurduk ya izledik orda burda veya duyduk bir şekilde; malûm dünyanın genel frekansı bence hâlâ korkuda. Manipülasyona başvurmada en sık kullanılan metodlar; baştan çıkarma, kandırma, her türlü arsız davranış, çeşitli büyüler (inanın- inanmayın), araya tanıdık sokma (aile, akraba, arkadaş vs.), öç alma, ağlama-acındırma-diretme-kriz çıkarma...Özetle erkeği mağarasından hazır olmadan çıkarmayı hedef alan her türlü eylem...

İnanır mı erkek derseniz, şahsi fikrim çoğu eril için “evet”den yana olur. Erkek alengirli düşünemez, hem ucunda cinsellik de var; ancak hazır olmadan çıktığı her seferde daha uzun ve sağlıksız kaçışlar bekliyor olacaktır ikiliyi, en kötü ihtimâlle başka bir dişiye koşacak kadar.

Kadınlara gelince, “karşı”dan ziyade “ben” odaklı, zehrini kusmaya yönelik her aceleci tavrıyla erkeğini az biraz hadım eder. Neden zamanımızda erkekler hayli pasif hiç düşündünüz mü? Yine herkes ne yaparsa kendine yapar kuralı istisnasız işler. Böylelikle kahramanlar sadece filmlerde izlenir, Asmalı Konağın Seymen’i “Hayalleri Süsleyen” yılın erkeği seçilir.

KUTSAL DİŞİLER

Sevgiden hareket eden dişi erkeğine fırsat tanır; önce sakinleşir, kendi güven duygusunu tazeler, içine döner. Eğer keşfettiği bir korkusu varsa bundan özgürleşir, daha yaşlı ve olgun kadınların bilgeliğine başvurur; sonrası bolca sabır ve teslimiyet. Zor ve belirsizliklerle dolu olduğundan havvakızı ;) maalesef sıkça seçmez bu yolu. Sabrettiği zaman diliminde başka bir kadın çıkıp adamını çalacak diye ödü kopar. Sonuç? Kendi gerçekliğini inancıyla er geç yine kendi yaratır...

Eskiden bazı kabilelerde, kadın erkeğine bir hatırlatma şarkısı söylermiş. Bu, erkeğin kalbine öylesine işlermiş ki bir an önce dişisine kavuşmaktan başka şey düşünemez olurmuş. Ne lirik.

Her dişi içsel olarak bilir- bu onlara Tanrı'nın armağınıdır- yanındaki erkek vücuduyla olduğu kadar ruhuyla da onunla mı değil mi. Eğer cevap olumsuz olduğu halde dişi “ilişki”de diretiyorsa; ya oluşan çıkar ağından özgürleşmeyi bilmiyor (çaresiz) veya tercih etmiyordur (çıkar odaklı). Ha bir de inatlaşma adına yapar, erkeği sırf öbür kadına yâr olmasın diye. Böylece kısır, kazananı olmayan, hayli yıpratıcı çekişmeler başlar. Siz savaşlar sadece ülkeler arası mı olur sandınız? :)

TİYATRO FESTİVALİ

Dişi kazanmaya oynadığında tiyatro başlar. Böylelikle kalbinin ve özünün gerçek arzusunu bir kenara iter. Sevgilisine her fırsatta kendini hatırlatma ihtiyacı duyar. Çeşitli bahanelerle, misâl “İşyerine vardın mı?” diye arar durur. Çocuk değil ki o ;). İnsan sevdiğini özler, onunla konuşup paylaşmak ister o ayrı. Bakın eylemlerinize, her şeyin başı niyet, her şeyin başı enerji. Kaybetme korkusundan mı hareket ediyorsunuz sevgi adına mı? Yoksa yüzeyde görünen dünyasal hareketler hep aynı. Siz bir üstatı çay içerken gözlediniz mi hiç? Sanki ibadet eder gibi...

Bir kız arkadaşım tavsiye etmişti vaktinde; “Erkek arkadaşın oldu mu facebook, twitter sosyal medya adına ne varsa bütün paylaştıklarını beğeneceksin. Beğeneceksin ki sahipli olduğunu anlayacaklar...” Ne komik, kimse kimsenin sahibi olamaz. Dünyaya gelmemize vesile olan ebeveynlerimiz bile sahibimiz değil ki; olsa olsa kutsal kapılar. İnanın sahiplenmeci yaklaşımı ergenliğe bile yakıştıramam. Şüphesiz benim de kaybetme korkum var, lâkin bu tür yaklaşımlar değil ilacı. O kişiyle yüzleşirim, korkumla yüzleşirim, korkuma rağmen sevmeye devam ederim. Yine kaybedebilirim elbette, yaşamadan bilinmez ki? Her yüzleşmemle büyürüm sadece.

Özgür irade dedikleri bu olsa gerek, karşımıza çıkan kişileri/nesneleri belirleyip belirlememek değil asıl mesele, hayat sahnemizde ortaya çıkanlarla sonrasında ne yaptığımız; sevgiyi mi korkuyu mu seçiyoruz eylemlerimizde. Mesela eş, partner, hayat arkadaşı seçerken...Adına ne derseniz artık. Biri çıkar karşımıza, hadi biraz abartalım 'gerçek olamayacak kadar iyi' ;) olsun. Korkudan hareket edip (acaba ben onu hak ettim mi, ya o beni onu sevdiğim kadar sevmezse, terk edilirsem acı çekerim vs vs ) fırsat tanımayabiliriz. Veya korkuya rağmen sevebiliriz. Hele hele heeep sevgide kalmak, her şeye rağmen kalabilmek; mucizelere açılan kapı işte tam da bu.

KALBİN DERİN ARZUSU

Sorun kendinize; "Kalbinizin derin arzusu ne?" Çoğunlukla dişiler adanmış bir sevgiyle görülüp seyredilmek, güven içinde bir erkeğe teslim olmak, kalbine girilerek (fethedilmek) aşka açılmayı, Tanrı'ya açılmayı arzularlar. Ya erkekler? Genelde görünürde deli gibi korkmalarına rağmen; cezbedilmek, dişinin teslimiyeti ve hazzıyla kalbine nüfuz ederek aşkın derinliğine, Tanrı'ya açılmak isterler. Döndük dolandık başa, geldik yine aşka. Aşksız olmuyor, herşey başı sonu çıkarı çıkmazı aşk. Sloganımız belli oldu desenize şuna; “Ne yaparsan aşk ile yap” :)

Öğrendim ilişkiler farklı temelli, “paylaşım”ın esas olduğu ruh birlikteliği mi yoksa sadece “gelip geçici istekler&hevesler”in esas olduğu, “alacağını alana kadar” ilkesinin uygulandığı egosal kalıplar mı? Sizce hangisi önemli? Bana gelince, alışılmadık olsa dahi geçerlisi ilki. "Korkudan daha büyük sevebilecek miyiz?"  Umutluyum ben, sevmeyi er geç öğreneceğiz/hatırlayacağız. Her iki cins de buna aç ve hediyelerimizi karşılıklı sunmayı hak ediyor.

"Sarıl ona, nezaketine ve derinliklerine götür…dünyanın merkezine…" diye dişilere seslenerek devam eder şiir. Derinliği arzulayıp yakınlığı kucaklayabilecek miyiz? Cesur erkekler ile kırılgan kadınlara ihtiyacımız var o halde. Sevdiği kadının peşinden koşabilecek eriller, sevdiği erkeği bekleyebilecek dişiler. Gerçek ilişkiler. Dünya bir nebze yaşanır hâle gelir belki...

*Kısaltılmış ve sadeleştirilmiş şekli


0 comments:

Yorum Gönderme