16 Ekim 2016 Pazar

PORTAKALI SOYDUM

“Beni yalnızca bir kişi anladı, o da yanlış anladı.” Hegel*

Portakalın Bilgeliği

PEKİ TAMAM!
Çocukken portakal rengine burun bükerdim
Keskinliğinden nefret eder yakınımda olsun istemezdim -
Sindim yatıştırıcı sakinliğine mavinin
Tamamlandığında renklerim; içlerinde yoktu mavi,
Olanlar portakal rengi, kırmızımsı-portakal, portakalsı-kırmızı,
Kavun, kayısıydı!
Sonra gururumu bir kenara bıraktım...
Tamam! Portakallar içinde hoştum!

ALINTI

Bu şiir gölge yanlarıyla, hayatında barışmadığı yönleriyle barışan, her bir vasfını kucaklayıp, farkındalık alanına katarak bütünlüğüne** yol alan sevdiğim bir yazar tarafından kaleme alınmış.

Aslında hayatta şeyler olduğu gibi, ne müspet ne menfî. Anlamı biz yükleriz, gerek toplumdan öğreniriz gerek ebeveynler tarafından ediniriz. Hayatıma girerler bir şekilde, kazınır inançlar tüm hücrelerimize. Çoklukla farkında olmayız bile. Yaşarız gerçekliğimizi bunun paralelinde. Misâl duygular gerçekte ne olumlu ne olumsuz, her biri maksimum 90 sn'lik bir film tadında sürmeli. Çok uzun sürüyor gibi algılanmalarının nedeni, onları layığıyla yaşayıp bırakamayışımız. Öfke çoğunlukla sınırlarımızla ilgili bir duruma dikkat çekerken, üzüntü geride bırakılması gereken bir vaziyeti bildirir. Hepsinin bir mesajı var naçizane görebilene ve hissedebilene :)

Yaşam sürekli kapımıza vurarak, hatırlatır kucaklayamadığımız yönleri. Bizi 'tam tasarım' haline getirecek kişileri ve olayları çeker dururuz yaşamımıza. Sınavı verenleri farklı bir realite ve bir üst basamak hazır bekler. Eee yukarı sarmal bu, nereye kadar nasıl gider acep ne hâllerde? Sonsuzluk sonlu bilgiyle bilinemez neticede. “Allah'a ulaşmanın sonu vardır, Allah'ı seyretmenin sonu yoktur” dememiş mi Hz. Konevî?

Niye bunları yazıyorum, anlatayım efendim, geçenlerde geniş ailemden biri “Sen onca kursa gitmiş birisin, böyle davranmaman gerekirdi” dedi. Başka arkadaşlar ”Sen nasıl bilgesin, bazen gaddarsın, sevecen değilsin” diye ithâmda bulundular. Gösterme ve görülme çabalarım cabası...

BEN İNSANIM

Öncelikle ben bir insanım, herkes kadar bilgeliğim, sadece-gerek fıtratım gerek çalışmalarım-diğerlerine nazaran bu yanımla daha bir temastayım. İçimde bilge Şeyda olduğu kadar toy Şeyda var, anlayışlı olanı var, anlamayanı da, güleryüzlüsü var, çabuk pes edeni var, arsızlığı sevmeyeni, hassas ve duyarlı olanı, ağlayanı-güleni hepsi mevcut. Ne kadar ivedilikle & sevgiyle kucaklarsam her birini, içsel bütünlüğüme & gerçek potansiyelime o kadar erken kavuşurum.

Öncelikle ben bir insanım. Herkesin -en başta da kendimin- benden hem herşeyi beklemesi hem hiçbir şeyi beklememesi lâzım (ki ikisi de aynı kapıya çıkar sonuçta :) ).

Öncelikle ben bir insanım. Bütün saymış olduğunuz vasıflara Eyv'Allah. Gayem otantik ifade. Biriktirdiklerimi paylaşma gayretindeyim. Kim neyi nasıl görür ve ilk etapta neyi algılar? Elbette bilemem. Sanırım kendindekini. Eğer sevecen gelmiyorsa dediklerim, bilin ki sizde -istemeden- bir yerlere dokunmuş bulunmalıyım. Doğru can acıtır, allanıp pullansa bile ki yapamam öylesini.  “Bilgelik şefkatle gelir” diye derinlerde bir varsayımınız olamaz mı? En basitinden Osho’yu alın, kendi kitaplarının arkasında bile asi diye sunulmaz mı? Sorun kendinize;

“Siz ne kadar sevecensiniz ilişkilerinizde?”
“Sevecenlik tam olarak ne?”

Bir dönem, itiraf edeyim -isteyerek- dokundum. Dedim ya, kimselerin görmediği detayları yakalamak marifetim. Kendimce uyardım, yalvardım. Kibir-kurban-eğitmen karışımı bir çabalama. Ne beyhude, ne saçma! Nasıl vaktinden önce kuş ötmez ise, kimse vaktinden önce alması gereken derslerini almıyormuş. Bana ilaveten yorulma ve makbûl olmama kalıyormuş.

PORTAKAL'IM

Bu blogu kurarken tek hedefim vardı; hayatın içindeki bilgeliği görmek ve paylaşmak. Sosyal medyadaki yazılarda sıkça rastladığım şey, sanki günlük bir dünya vardı her türlü karmaşasıyla ve ittirme kaktırmasıyla. Bir de sevginin doyasıya yaşandığı apayrı bir yer vardı. Haftasonları inzivalarında yaşanılanlar ayrıydı, her Pazartesi başlayan kurumsal hayat çekişmeleri apayrı.

Her türlü zahirî ayrım gibi bu da oldukça saçmaydı. Lâkin ego severdi kolayı. Akıp giden tek bir hayat var “bitter çikolata” tadında; orda burda, onca kursta gördüklerimizi eğer yaşama geçiremeyecek isek neden olsun bunca koşturma?

Bilgelik için taaa Himalayalar’a gitmek veya Peru’ya uçmak icap eder mi? Sanmam, kişi kendini taşırmış her gittiği yere nihayetinde. Sadece bu bir bakış açısı. Takarsak gözlüğümüzü; bunu bir filmde, köylüyle yapılan bir sohbette, doğada ve hattâ bir portakalda bile buluruz hem de bolca ;) Hem her bir şeydeki gizemi algılayabilecek derinlikte ve duyarlılıkta olma (saf&masum), hem tüm bunlardan etkilenmeyecek özgürlük hâline (güçlü) ulaşma niyetindeyim...

Portakal’ı soydum

Baş ucuma koydum

Ben bir hikâye uydurdum

Duma duma dum


Var mısınız hikâyemi okumaya? Herşeyin göreceliği olduğu bir âlem sonuçta. Kimin umrunda? Portakal’ım, kendimce paylaştığım bir dünya. Dilimlerimi bütünlediğim, yazarken özgürleştiğim, özgürleşirken büyüdüğüm. Kimsecikler bana bu fırsat sunmadı, kalemimle iyi ki ben yarattım...

Ebe, saklanmayan sobeeeeee




* Felsefe tarihinde yer etmiş çok ünlü bir filozofun bu sözleri sarf etmesi ilginç geldi. Tevâzu mu? Çok üst bir bilinç düzeyinin derdini basite indirme çabası mı? Hayli insani olan anlaşılmama kaygısı mı?

** Integrity


0 comments:

Yorum Gönderme