3 Kasım 2016 Perşembe

ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA

Bilenler bilir, özgürlüğe ve aydınlanmaya giden yolda üç temel bileşen vardır; dirençsizlik, bağlantısızlık ve yargısızlık.

Oleeyyyyy

Ünlü düşünür ve ruhsal öğretmen Krishnamurti’yi sanırım duymayanınız pek yoktur. Hayatının sonlarına doğru, konuşmalarının birinde seyircilere sorar:

“Sırrımı bilmek istiyor musunuz?” Herkes pür dikkat kesilir. Otuz yılı aşkındır onu izleyen takipçileri de vardır üstelik salonda. Üstat onlara anlayışın anahtarını verecektir az sonra.

“İşte sırrım,” der, “olanlara aldırmıyorum”.

Burada ‘aldırmamak’ umursamamak anlamında kullanılmıyor elbette. Umursamamak olsa olsa daha sığ bir anlayışın ürün olsa gerek. Burada Üstat’ın bahsettiği tam olarak dirençsiz olma hâli, olana içsel direnç ve tepki göstermeyi bırakmak, olanla uyum içinde olmak. İşler iyi gittiğinde bu nispeten kolaydır, dostlar alışverişte görsün misâli. Ya öbür durumlarda nasılız pekiyi?

Dirençsizliğin içinde elbette yargısızlık ve bağlantısızlık da var, her özellik diğer ikisini otomatik olarak kendi içinde barındırır. Nasıl mı? Uyum içinde olan zihin olanı iyi-kötü diye etiketlemeyi yani yargıyı çoktan bırakmıştır. Olayları kişiselleştirmediğinden, her bir şeyden bağlantısını kesmiştir. Olaylar ve kişiler onu etkileyecek güçte değillerdir çünkü.


BU DA GEÇER

Vakti zamanında bir kral güçlü olmasına rağmen huzursuzdur. Ruhsal durumu mutluluktan umutsuzluğa sürekli değişen kral bu gelgitli hallerinden epeyce yorulur ve sıkılır, ülkesinde meşhur bir bilgeye danışır:

“Ben de senin gibi dengeli, dingin ve bilge olma isterim, bu nasıl mümkün?”

“Size yardım edebilirim, lâkin bir hafta beklemeniz gerekecek,” diye cevaplar bilge.

Kral merak içinde tam bir hafta bekler, bilge tam zamanında çıkagelir elinde bir kutuyla. Kutuyu açan kral altın bir yüzükle karşılaşır, üzerinde “Bu da geçer” yazmakta.

“Bu da ne demek?” diye sorar kral.

“Telâş etmeyin, sadece bir hafta yüzüğü parmağınızda taşıyın, başınıza iyi bir şey geldiğinde veya kötü bir şeyler geldiğinde, adlandırmayın, sadece bunu okuyun”.

Kral zamanla bu basit mesajın ardında yatan derin anlamı keşfeder. Değil mi ki her durum geçici, ruhsal savrulmaları azalır. Kötü durumlar da sonsuza kadar sürmemekte, iyi durumlar da. O zaman geriye anın tadını çıkarmak kalır. Olaylarla arasına bir boşluk girer âdeta. Bağlantısız olduğunda aslında herşeyle derinden bir bağ kurduğunu fark eder. Olaylara tepeden bakan bir dağcı gibi kendisine sadece -kaybetme korkusu olmadan- manzaranın güzelliğini izlemek kalır.

BELKİ

Tahmin edeceğiniz üzere son hikâye de yargısızlık üzerine, belki ;) duydunuz daha önce.

Bilge bir adam piyangoda oldukça pahalı bir araba kazanır. Ailesi ve dostları onun için çok sevinirler, “Çok şanslısın, bu harika,” derler. Adam sadece gülümser ve “belki” diye cevaplar.

Birkaç hafta boyunca zevkle arabasını kullanır, ancak bir gün kavşakta başka bir arabayla çarpışır ve kendini hastanede bulur. Sevdikleri onu ziyarete gelirler “Bu gerçekten de kötü oldu” derler. Adam yine gülümser; ağzından tek bir sözcük dökülür: “Belki”

Hastanede diye tatile çıkamamıştır, gideceği yerde çok büyük bir sel felâketi yaşanır. Sevdikleri “Hastanede olman ne büyük şans değil mi?” diye sorarlar. Adam gülümser; “Belki”

Zihin kontrol kaygısıyla bir an önce rahat etmek ister, etiketler ve paketler. Böylece olasılıklar paketi es geçilir, sınırlı bakış açısı tercih edilir. Belki de farkında olmadan hepimiz ne güzellikler kaçırıyoruz. Ne yaparsa kendine yapıyor ademoğlu. Kozmos kelimesi düzen anlamına gelirken, İlahi Düzen’e bizim de ilaveten düzen vermeye çalışmamız komik, beyhude ve bir o kadar insânî.

BELİRSİZLİK

'Belki, aldırma, bu da geçer' sade ve oldukça derin sözler...Ya uygulaması? Sürekli tek bir şeye işaret ediyorlar; anda ve uyanık kalmaya. Şimdi ile olan ilişkimize. Şimdi’den sıçranıyorsa zamansızlığa, Şimdi’yi doyasıya yaşamak lazım önce. Pekiyi yaşıyor muyuz?

Meditasyon çalışmalarımda gözlediğim zihin Şimdi’de zamansızlığı tadarken bir an önce eski düzene kaçma eğiliminde. Acaba neden? Biraz bu belirsizlikte kalmaya değer bence...



Hamiş: Sabahattin Ali'nin muhteşem dizeleriyle, Edip Akbayram'ın eşsiz yorumuyla...

0 comments:

Yorum Gönder