15 Haziran 2018 Cuma

"Ne gün doğumunu yenebilecek bir gece, ne de umudu yenebilecek bir problem vardır..." Bernard Williams

Portakalın Bilgeliği

Hayat dediğimiz inanılmaz bir gizem yumağı...Gizem bu, adı üstünde, çözülemez, ucundan azıcık tatmanızla bile sizi kendinizden geçiren enfes bir yemek gibi... Hayrete düşersiniz, hayran kalırsınız...Beyin işi değil, hissiyat işi 😊

Neye gittiğimin farkında değilim, sadece vücut anatomisinde usta olan biri ile karşılacağımı tahmin ediyorum. Feldenkrais ve Bones for Life metotları bu şekilde hayatıma dahil oluyorlar. Bu bile beni mutlu ederken tahminimin ötesinde şeyler buluyorum. Güzel bir doğum günü hediyesi oluyor.

Omurga hayati önem taşır; dik tutar, destek sağlar, iç organlarımızı korur. Aynı zamanda omurlar sayesinde son derece esnek bir yapıya sahip. Tıbbi konumunu bir kenara koyarsak; içindeki omurilik temel enerji şalterimiz. Bütün motor faaliyetlerin (hareket-his-refleks) yaptırıldığı ve kontrol edildiği merkez. Mistik açıdan dünyevi taraf ve ruhsallığımız arasındaki köprü.

Tibet inanışına göre ihtiyarlamanın (sağlıksız yaş almanın) önündeki en büyük engel omurgayı dik tutmamak. Pekiyi ne kadar dik tutabiliyoruz?

Karşımda yarı Alman yarı Türk bir hatun beni dikkatle inceliyor; Betül İpekçioğlu. Meğer omurgam azıcık sola kaymış, başım da bunu dengelemek için sağa. Yere sağlam basmamı söylüyor, “Yanılmamışım” diyor, "ağırlık merkeziniz sol, sol ayağınıza daha çok ağırlık veriyorsunuz, sanki vücudunuzun sağ tarafını kayırıp birşeylerden korumak istiyorsunuz. Herhangi bir travma yaşadınız mı?”

Travma? Kelimenin kendisi bile ürkütücü. Ciddi örselenme, yara alma izlenimi yaratıyor bende. Alternatif tıp uzmanı üzerine basa basa söylüyor “Yaşanandan çok, yaşanılanın algılası esastır insan üzerinde. Küçük bir ayrılık bile tramva yaratabilir.” Sabırla ekliyor, "Ruh bilimine göre sarsıntı demek travma."

O an aklıma 5-6 yaşlarında geçirdiğim trafik kazası geliyor, beynin bir oyunu mu bu? Taksideyken sağ taraftan kocaman bir kamyonun çarptığı an. Hemen paylaşıyorum. “Vücut ve beyin koordinasyonu. Nasıl da hatırladı, gördünüz mü? Muhtemelen omurganız sola savruldu veya kaykıldı. Baş da bunu dengelemek üzere sağa” diye nazikçe açıklıyor.

Oysa burnum bile kanamamıştı. Bir kişinin öldüğü ve birçok yaralanmanın olduğu kazada, “Çocuk şanslı, melekler korumuş, verilmiş sadakanız varmış” diye çevredeki insanların haykırış ve yorumları bugün bile aklımda.
 
Bu farkındalığın keyfini çıkara durayım, ikinci sürpriz geliyor; “Bana ne zaman hazır olursan öyle gel, hattâ uzun süre gelme, vücudun, sen hazmet bütün olan bu gelişmeleri, şifayı, biraz da kendin çalışacaksın…” Duymaya pek aşina olmadığımız bir cümle, genelde maddiyat odaklı bir sağlık düzeninde hemen ikinci bir seansa çağrılmaz mıyız? Eğriyi göre göre doğruyu unutmuşuz. Hasret kalmışız güzele...

Portakalın Bilgeliği

HÜCRE HAFIZASI

Neden bunları anlattım? Herşeyin ne kadar birbirine bağlı olduğunu, bazı olayların üzerimizde tahmin edemeyeceğimiz etkileri olabileceği, vücudun bilgeliğini paylaşmak için.

Paylaştığım herkes istisnasız “Eski konumuna dönmez mi, ne kadar faydalı oldu?” gibisinden maalesef hayli sonuç odaklı yaklaşımlar sergilediler, yargılamak için söylemiyorum, farkına varmadan ne kadar sonuç odaklı olduğumuzu paylaşabilmek adına.

Zaten istese de dönemez, bilin bakalım ne oldu? Betül bana “İlk bana geldiğin duruşa getirir misin vücudunu?” dediğinde inanın hatırlayamadım bile. Vücut kazayı anlatışımı duyduğundan beri daha dik ve iyi konumda. Sanki her hücrenin kulağı var. Ne kadar gelişeceği ise bana verilen ev ödevlerini ne kadar disiplinle yapacağıma bağlı.

Ve insan eğer şifalanacaksa, illâki bir şekilde denk gelip oluyor. Hayatın gizemlerinden biri daha.



Hamiş: Epey bir süredir "Değerler" konusunu anlatıyorum katılımcılara. Değerler doğal olarak çekildiğimiz davranış ve aktiviteler. Erdem değil, bizim hayatta "olmaz ise olmaz"larımız. Bir çeşit Anayasamız. Bolluk, aile, yakınlık kurmak, iletişim, saygı, cesaret, güzellik, estetik, zarafet, hizmet vbg. Tevekkeli hiçbir değeri olmayan insana "omurgasız" denmiyor boş yere toplumda...

Şu da bir gerçek, zamanımızda omurgayı dik tutmak, öne veya arkaya eğilmemek, yani kendini ezdirmeden ezmemek, hakkını yedirmeden hak yememek zor bir denge. Sırat köprüsü misâli...




VÜCUDUN BİLGELİĞİ

"Ne gün doğumunu yenebilecek bir gece, ne de umudu yenebilecek bir problem vardır..." Bernard Williams

Portakalın Bilgeliği

Hayat dediğimiz inanılmaz bir gizem yumağı...Gizem bu, adı üstünde, çözülemez, ucundan azıcık tatmanızla bile sizi kendinizden geçiren enfes bir yemek gibi... Hayrete düşersiniz, hayran kalırsınız...Beyin işi değil, hissiyat işi 😊

Neye gittiğimin farkında değilim, sadece vücut anatomisinde usta olan biri ile karşılacağımı tahmin ediyorum. Feldenkrais ve Bones for Life metotları bu şekilde hayatıma dahil oluyorlar. Bu bile beni mutlu ederken tahminimin ötesinde şeyler buluyorum. Güzel bir doğum günü hediyesi oluyor.

Omurga hayati önem taşır; dik tutar, destek sağlar, iç organlarımızı korur. Aynı zamanda omurlar sayesinde son derece esnek bir yapıya sahip. Tıbbi konumunu bir kenara koyarsak; içindeki omurilik temel enerji şalterimiz. Bütün motor faaliyetlerin (hareket-his-refleks) yaptırıldığı ve kontrol edildiği merkez. Mistik açıdan dünyevi taraf ve ruhsallığımız arasındaki köprü.

Tibet inanışına göre ihtiyarlamanın (sağlıksız yaş almanın) önündeki en büyük engel omurgayı dik tutmamak. Pekiyi ne kadar dik tutabiliyoruz?

Karşımda yarı Alman yarı Türk bir hatun beni dikkatle inceliyor; Betül İpekçioğlu. Meğer omurgam azıcık sola kaymış, başım da bunu dengelemek için sağa. Yere sağlam basmamı söylüyor, “Yanılmamışım” diyor, "ağırlık merkeziniz sol, sol ayağınıza daha çok ağırlık veriyorsunuz, sanki vücudunuzun sağ tarafını kayırıp birşeylerden korumak istiyorsunuz. Herhangi bir travma yaşadınız mı?”

Travma? Kelimenin kendisi bile ürkütücü. Ciddi örselenme, yara alma izlenimi yaratıyor bende. Alternatif tıp uzmanı üzerine basa basa söylüyor “Yaşanandan çok, yaşanılanın algılası esastır insan üzerinde. Küçük bir ayrılık bile tramva yaratabilir.” Sabırla ekliyor, "Ruh bilimine göre sarsıntı demek travma."

O an aklıma 5-6 yaşlarında geçirdiğim trafik kazası geliyor, beynin bir oyunu mu bu? Taksideyken sağ taraftan kocaman bir kamyonun çarptığı an. Hemen paylaşıyorum. “Vücut ve beyin koordinasyonu. Nasıl da hatırladı, gördünüz mü? Muhtemelen omurganız sola savruldu veya kaykıldı. Baş da bunu dengelemek üzere sağa” diye nazikçe açıklıyor.

Oysa burnum bile kanamamıştı. Bir kişinin öldüğü ve birçok yaralanmanın olduğu kazada, “Çocuk şanslı, melekler korumuş, verilmiş sadakanız varmış” diye çevredeki insanların haykırış ve yorumları bugün bile aklımda.
 
Bu farkındalığın keyfini çıkara durayım, ikinci sürpriz geliyor; “Bana ne zaman hazır olursan öyle gel, hattâ uzun süre gelme, vücudun, sen hazmet bütün olan bu gelişmeleri, şifayı, biraz da kendin çalışacaksın…” Duymaya pek aşina olmadığımız bir cümle, genelde maddiyat odaklı bir sağlık düzeninde hemen ikinci bir seansa çağrılmaz mıyız? Eğriyi göre göre doğruyu unutmuşuz. Hasret kalmışız güzele...

Portakalın Bilgeliği

HÜCRE HAFIZASI

Neden bunları anlattım? Herşeyin ne kadar birbirine bağlı olduğunu, bazı olayların üzerimizde tahmin edemeyeceğimiz etkileri olabileceği, vücudun bilgeliğini paylaşmak için.

Paylaştığım herkes istisnasız “Eski konumuna dönmez mi, ne kadar faydalı oldu?” gibisinden maalesef hayli sonuç odaklı yaklaşımlar sergilediler, yargılamak için söylemiyorum, farkına varmadan ne kadar sonuç odaklı olduğumuzu paylaşabilmek adına.

Zaten istese de dönemez, bilin bakalım ne oldu? Betül bana “İlk bana geldiğin duruşa getirir misin vücudunu?” dediğinde inanın hatırlayamadım bile. Vücut kazayı anlatışımı duyduğundan beri daha dik ve iyi konumda. Sanki her hücrenin kulağı var. Ne kadar gelişeceği ise bana verilen ev ödevlerini ne kadar disiplinle yapacağıma bağlı.

Ve insan eğer şifalanacaksa, illâki bir şekilde denk gelip oluyor. Hayatın gizemlerinden biri daha.



Hamiş: Epey bir süredir "Değerler" konusunu anlatıyorum katılımcılara. Değerler doğal olarak çekildiğimiz davranış ve aktiviteler. Erdem değil, bizim hayatta "olmaz ise olmaz"larımız. Bir çeşit Anayasamız. Bolluk, aile, yakınlık kurmak, iletişim, saygı, cesaret, güzellik, estetik, zarafet, hizmet vbg. Tevekkeli hiçbir değeri olmayan insana "omurgasız" denmiyor boş yere toplumda...

Şu da bir gerçek, zamanımızda omurgayı dik tutmak, öne veya arkaya eğilmemek, yani kendini ezdirmeden ezmemek, hakkını yedirmeden hak yememek zor bir denge. Sırat köprüsü misâli...