16 Aralık 2019 Pazartesi

OLUMLA (MA) :)

“Olumlamalar” sizde işe yaradı mı?
Aşağıdaki cümleler size de tanıdık geliyor mu?

Portakalın Bilgeliği


Ben değerliyim ve değerli hissetmeyi seçiyorum.

Hayatımda her şey yolunda.

Beni mutlu eden her şey bana kolayca gelir.

Kendim gibi davranmayı seçiyorum.

Yapabildiğimin en iyisi mükemmel olandır.

Ben seviyorum. Sevmeyi ve sevilmeyi seçiyorum.

İyi ve güzel şeyleri hak etmem için olduğum gibi davranmam yeterli.

Sahip olduğum güçleri kullanmayı seçiyorum.

Sınır koyma kapasitesine sahibim.

Ölçülü alıp vermeyi seçiyorum.

Gerçek duygu ve düşüncelerimi yerinde ve zamanında ve gerçek dozunda ifade ederim.

Bunları aynaya bakarak 40 gün söyle, arkasından dans et, bağıra çağıra sevdiğin şarkıyı söyle, kağıda yaz, ateşe at, suya fırlat…


OLUMLAMALAR İŞE YARIYOR MU? 

Beyhûde demiyorum, yanlış anlaşılmasın, ne kadar yaradı? Bende deneyimlediğim, altta yatan “duygu”ya temas etmedikçe, bunları söylemek çok da fark yaratmıyor. Bu aynen, masadaki tozu almayıp, sürekli üzerindeki örtüyü çırparak masa hâlâ niye tam olarak temizlenmiyor demek gibi bir şey.

Daha açık ifade edecek olursam, eğer kişi kendini “değersiz” hissediyorsa, aynaya bakıp bunları her gün söylemek onu bir zaman sonra hayatta deneyimlemek istediklerini yaşayamayınca hayâl kırıklığına itip, daha fazla değersiz hissettirmeyecek mi?

ÇOCUKLUK DÖNEMİ

Portakalın Bilgeliği

Çokça bilinen bir gerçek, çocukluğumuzda 0-7 yaş arasında deneyimlediğimiz tecrübelerin bizde duygusuyla büyük yer ettiği. Bu deneyimler, sonraki yıllarda bir yerlere gitmiyor. Bizde, ister hücre hafızamızda deyin, ister bilinçaltımızda kayıtlı durmakta. Olayın kendisi artık tekrar bile etmese, onun getirmiş olduğu duygu ve inançlar bir yerlere kaybolmazlar, kaydedilmişlerdir bir kere. Bunları tetikleyecek en ufak bir olayda 'hoop' tekrar gün yüzüne çıkıyorlar.

Bir kişi düşünelim, 0-7 yaş arasında sürekli kendini değersiz hissettirecek şekilde hayatı deneyimlemiş olsun. Misâl ebeveynleri sürekli öbür kardeşi kollamış, ayrım yapmış (gerçek anlamda ebeveynlerin böyle yapmasına bile gerek yok, kişinin algısıdır esas olan. Yani ebeveynler ayrım yapmadı, sadece kişi böyle algıladı, sonuç değişmez, aynı kalır; “değersizlik” hissi). Bu kişi ilerde bilinç seviyesinde bu olumlamaları yapsa bile, bilinçaltındaki (buzdağının altında, görünenin altında) “değersizlik” duygusu bir yerlere kaybolmadı ki. Orada hafızamızda yer alıyor, bir yere gitmiyor. Sadece bilincimizde değil. Bu çok önemli…

NE YAPILABİLİR?

Şimdi, günümüzde bilinçaltına bakmaya yönelik bir sürü metod geliştirildi. Hipnoz, regresyon, aile dizilimi, NLP, çeşitli nefes çalışmaları, neuroformat. Her kişiye iyi gelebilecek yöntem değişir elbette. Kişi kendisiyle yüzleşmeye hazırsa ve yeni şeyler denemek istiyorsa, kalbinin sesini veya güvendiği birkaç kişiyi dinleyerek dilediği yolu seçebilir.

Genelde bu çalışmalarda gözlediğim şu aşamalardan geçiliyor: Bilinçaltındaki bu kayda gidiliyor, olay daha büyük ve farklı bir perspektiften kavranıyor, bu farkındalıkla kabulleniş başlıyor, “olumsuz” duygudan adım adım özgürleşiyor insan. Birden bire olmayabiliyor.

Sonrası yerine olumlu duyguyu tanıtıp hayata daha bir yüksek seviyede devam etmek şeklinde geliyor. Affetmek genelde bu sürecin parçası olarak otomatik gelişebiliyor. Gelmiyorsa kişi kendini buna dahi zorlamamalı, çünkü bu da “değersizlik” duygusunu pekiştirebilir.

Denemeye değer, sizce?




0 yorum:

Yorum Gönderme