13 Temmuz 2020 Pazartesi

Gücümüzü elimize almaya başlıyoruz!


Portakalın Bilgeliği

Gücümüzü ele almak “Yargıç” zihnimizin bizi değil, bizim onu yönetmeye başlamamız ile olur.

Geçen yazıda görmüştük, hepimiz kendimize sorduğumuz sorularla sürekli kendimizi ya “Öğrenici” veya “Yargıç” moduna sokuyorduk. Bunda pekâlâ yanlış birşey yoktu, çünkü bu şekilde eğitilmiş, bu dünyada bunu görmüştük. Sıklıkla kullanılan kas misâli, bu kasımız hayli güçlenmişti. Unutmayalım ki hepimiz iyileşme sürecinde olan yargıçlarız. Yani en sakınmamız gereken, “Yargıç” halimize de yargıç gibi davranmak :)

Pekiyi hedefimiz ne o zaman? “Yargıcı kabullenip, öğrenici gibi davranmak.”

GÖZLEMCİ OLMAK

Şimdi “Tamam iyi güzel de, bu alıştırmlar eşliğinde bunların farkında olmak kolay, ya gün içinde, onca koşturma içinde nasıl farkında olacağız?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Öncelikle hakkınızı teslim etmem gerekir. Güzel, demek güçlendirici sorulara hayatınızda daha çok yer vermeye başladınız bile :). Özetle “Gerçek hayatta nasıl duvara toslamayacağız onca koşuşturma içinde?”

Uzmanlar farklı sayılar verseler de, genelde gün içinde bir yetişkinin zihninden 70 ila 90 bin kadar düşüncenin geçtiğini söyleniyor. Çok fazla değil mi? Soru halinde veya ifade halinde olması gerekmiyor düşüncelerin, bunların farkında olup olmamak asıl mesele. İşin aslı genelde farkında değiliz, çoğu düşünce enerjiden tasarruf etmek adına haberimiz bile olmadan bilinçaltı seviyede yürütülür merkezi sinir sisteminde. Bu durumda yapmamız gereken ne? İşte bir güçlü bir soru daha.

Anahtar kelime; ‘Farkındalık’. Pekiyi bizi farkındalığa getiren ne olurdu? Gözlemlemek. Kendimizi günün 24 saati gözlemlemek mümkün olmasa dahi, bunu belirli aralıklarla basit uygulamar dahilinde yapabilir miyiz?

Uygulama 1: Gelecek sefer telefon çaldığında (acil veya sizi zora sokacak iş telefonunu seçmeyebilirsiniz) hemen açmak yerine bir müddet gözlemleyin. Zilin sesini duyun. Kafanızdan ne gibi düşünceler geçiyor? Panik mi oluyorsunuz? Ne gibi duygular? Yargılamadan sadece izleyin. Elbette dilerseniz o çağrısız cevaba sonradan dönebilirsiniz.

Uygulama2: Hemen harekete geçme dürtüsü hissettiğiniz bir uyaran karşısında (e-maile yanıt vermek, bir program için televizyon açmak, kapı zili, acıkmak vbg...) hemen harekete geçmeyin. Zor da olsa gözlemleyin. Sadece izleyin. Yapabiliyorsanız düşünceler, aynen bir bulut gibi geçsin gitsin zihninizden.

Uygulama3:
Size iyi gelen bir meditasyon uygulaması bulup düzenli yapın (ben bu konuda kendime Eckhart Tolle ve Joe Dispenza’yı yakın hissediyorum).

Portakalın Bilgeliği

ZİHİN YAPILARI

Yazının başından itibaren, iki tane farklı zihin yapısı üzerinde durduk; “Öğretici” ve “Yargıç”. Gelin bunlara biraz daha yakından bakalım.
 
                                                        ÖĞRENİCİ/ YARGIÇ ZİHİN YAPILARI
Yargıç
Öğrenici
Yargılayıcı /kendine ve/veya başkalarına)
Kabullenici (kendine/ve/veya başkalarına)
Tepkisel ve otomatik
Düşünceli ve ılımlı
Suçlayıcı
Sorumluluk alan
Çok bilmiş
Bilmemeye değer veren
Katı ve sert
Esnek ve uyumlu
Ya/ya da düşüncesi
Hem/ve düşüncesi
Haklı olma çabası
Araştırıcı
Sadece kendi bakış açısı
Başkalarının bakış açılarını düşünen
Varsayımları savunan
Varsayımları sorgulayan
Olasılıkları sınırlı gören
Olasılıkları sınırsız gören
Baskın ruh hali: Koruyucu
Baskın ruh hali: Meraklı
Dünyanın hali şu anda yukardaki sütunlardan hangisini daha çok yansıtıyor desem sanırım cevabını az çok hepimiz biliyoruz. 

Sıklıkla ‘Yargıç” sütununda olmak nasıl hissettirir? Diken üstünde? Gergin? Yıpratıcı? Çoğunlukla bu tutumda olmanın gerek kendi vücutlarımıza gerek çevremize bir bedeli olmalı. Sonuçta, insan ne yapıyorsa kendine yapıyor.

Nerden başlasak? Elbette kendimizden. Ne zaman başlasak? Koçlukta bir tabir vardır, “Şimdi olduğun yerden başla, bu her zaman başlamak için en iyisidir”. Hiçbir şey tesadüf değil sonuçta!

Soru sormanın önemini kavramak adına biraz daha soru uygulaması ile bu yazımı sonlandırma niyetindeyim. Unutmayalım, hikayedeki Richard bir danışman eşliğinde çalışırken bizler bunu kendi başımıza yapmaktayız. Ancak tam olarak yalnız değiliz, iki güçlü aracımız var bizimle beraber; sabır ve gözlem. 

Portakalın Bilgeliği

Uygulama 1: İlk hafta sabahları kalkar kalkmaz biraz soru araştırması yapın. Kendinize ne gibi sorular soruyorsunuz? (sorgulayıcı sorulardan ziyade kavramaya, işbirliğine, yaratıcılığa, hedefe yönelik sorular) İkinci hafta uygulamayı biraz genişletin ve güne yayın, kendinize soru sormaya devam.

Uygulama2: Gün boyunca karşılaştığınız durumlara verdiğiniz tepkiyi inceleyin. Bu bir soru mu, yoksa ifade (cevap) mi? Eğer ifadeyse, ifadeyi soru formatına getirin. İfadeyi soru formatına getirmek ruh halinizde ne gibi bir değişikliğe neden oldu?

Üçüncü yazıda buluşmak üzere... Soruda kalın, hoşçakalın :)


SORULARINIZ DEĞİŞİRSE HAYATINIZ DEĞİŞİR- II

Gücümüzü elimize almaya başlıyoruz!


Portakalın Bilgeliği

Gücümüzü ele almak “Yargıç” zihnimizin bizi değil, bizim onu yönetmeye başlamamız ile olur.

Geçen yazıda görmüştük, hepimiz kendimize sorduğumuz sorularla sürekli kendimizi ya “Öğrenici” veya “Yargıç” moduna sokuyorduk. Bunda pekâlâ yanlış birşey yoktu, çünkü bu şekilde eğitilmiş, bu dünyada bunu görmüştük. Sıklıkla kullanılan kas misâli, bu kasımız hayli güçlenmişti. Unutmayalım ki hepimiz iyileşme sürecinde olan yargıçlarız. Yani en sakınmamız gereken, “Yargıç” halimize de yargıç gibi davranmak :)

Pekiyi hedefimiz ne o zaman? “Yargıcı kabullenip, öğrenici gibi davranmak.”

GÖZLEMCİ OLMAK

Şimdi “Tamam iyi güzel de, bu alıştırmlar eşliğinde bunların farkında olmak kolay, ya gün içinde, onca koşturma içinde nasıl farkında olacağız?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Öncelikle hakkınızı teslim etmem gerekir. Güzel, demek güçlendirici sorulara hayatınızda daha çok yer vermeye başladınız bile :). Özetle “Gerçek hayatta nasıl duvara toslamayacağız onca koşuşturma içinde?”

Uzmanlar farklı sayılar verseler de, genelde gün içinde bir yetişkinin zihninden 70 ila 90 bin kadar düşüncenin geçtiğini söyleniyor. Çok fazla değil mi? Soru halinde veya ifade halinde olması gerekmiyor düşüncelerin, bunların farkında olup olmamak asıl mesele. İşin aslı genelde farkında değiliz, çoğu düşünce enerjiden tasarruf etmek adına haberimiz bile olmadan bilinçaltı seviyede yürütülür merkezi sinir sisteminde. Bu durumda yapmamız gereken ne? İşte bir güçlü bir soru daha.

Anahtar kelime; ‘Farkındalık’. Pekiyi bizi farkındalığa getiren ne olurdu? Gözlemlemek. Kendimizi günün 24 saati gözlemlemek mümkün olmasa dahi, bunu belirli aralıklarla basit uygulamar dahilinde yapabilir miyiz?

Uygulama 1: Gelecek sefer telefon çaldığında (acil veya sizi zora sokacak iş telefonunu seçmeyebilirsiniz) hemen açmak yerine bir müddet gözlemleyin. Zilin sesini duyun. Kafanızdan ne gibi düşünceler geçiyor? Panik mi oluyorsunuz? Ne gibi duygular? Yargılamadan sadece izleyin. Elbette dilerseniz o çağrısız cevaba sonradan dönebilirsiniz.

Uygulama2: Hemen harekete geçme dürtüsü hissettiğiniz bir uyaran karşısında (e-maile yanıt vermek, bir program için televizyon açmak, kapı zili, acıkmak vbg...) hemen harekete geçmeyin. Zor da olsa gözlemleyin. Sadece izleyin. Yapabiliyorsanız düşünceler, aynen bir bulut gibi geçsin gitsin zihninizden.

Uygulama3:
Size iyi gelen bir meditasyon uygulaması bulup düzenli yapın (ben bu konuda kendime Eckhart Tolle ve Joe Dispenza’yı yakın hissediyorum).

Portakalın Bilgeliği

ZİHİN YAPILARI

Yazının başından itibaren, iki tane farklı zihin yapısı üzerinde durduk; “Öğretici” ve “Yargıç”. Gelin bunlara biraz daha yakından bakalım.
 
                                                        ÖĞRENİCİ/ YARGIÇ ZİHİN YAPILARI
Yargıç
Öğrenici
Yargılayıcı /kendine ve/veya başkalarına)
Kabullenici (kendine/ve/veya başkalarına)
Tepkisel ve otomatik
Düşünceli ve ılımlı
Suçlayıcı
Sorumluluk alan
Çok bilmiş
Bilmemeye değer veren
Katı ve sert
Esnek ve uyumlu
Ya/ya da düşüncesi
Hem/ve düşüncesi
Haklı olma çabası
Araştırıcı
Sadece kendi bakış açısı
Başkalarının bakış açılarını düşünen
Varsayımları savunan
Varsayımları sorgulayan
Olasılıkları sınırlı gören
Olasılıkları sınırsız gören
Baskın ruh hali: Koruyucu
Baskın ruh hali: Meraklı
Dünyanın hali şu anda yukardaki sütunlardan hangisini daha çok yansıtıyor desem sanırım cevabını az çok hepimiz biliyoruz. 

Sıklıkla ‘Yargıç” sütununda olmak nasıl hissettirir? Diken üstünde? Gergin? Yıpratıcı? Çoğunlukla bu tutumda olmanın gerek kendi vücutlarımıza gerek çevremize bir bedeli olmalı. Sonuçta, insan ne yapıyorsa kendine yapıyor.

Nerden başlasak? Elbette kendimizden. Ne zaman başlasak? Koçlukta bir tabir vardır, “Şimdi olduğun yerden başla, bu her zaman başlamak için en iyisidir”. Hiçbir şey tesadüf değil sonuçta!

Soru sormanın önemini kavramak adına biraz daha soru uygulaması ile bu yazımı sonlandırma niyetindeyim. Unutmayalım, hikayedeki Richard bir danışman eşliğinde çalışırken bizler bunu kendi başımıza yapmaktayız. Ancak tam olarak yalnız değiliz, iki güçlü aracımız var bizimle beraber; sabır ve gözlem. 

Portakalın Bilgeliği

Uygulama 1: İlk hafta sabahları kalkar kalkmaz biraz soru araştırması yapın. Kendinize ne gibi sorular soruyorsunuz? (sorgulayıcı sorulardan ziyade kavramaya, işbirliğine, yaratıcılığa, hedefe yönelik sorular) İkinci hafta uygulamayı biraz genişletin ve güne yayın, kendinize soru sormaya devam.

Uygulama2: Gün boyunca karşılaştığınız durumlara verdiğiniz tepkiyi inceleyin. Bu bir soru mu, yoksa ifade (cevap) mi? Eğer ifadeyse, ifadeyi soru formatına getirin. İfadeyi soru formatına getirmek ruh halinizde ne gibi bir değişikliğe neden oldu?

Üçüncü yazıda buluşmak üzere... Soruda kalın, hoşçakalın :)


1 Temmuz 2020 Çarşamba

Sorular sonuçları belirler mi? Soruların gücü terimini duydunuz?


Portakalın Bilgeliği

Ya size birileri gelip soruların özellikle de güçlü soruların hayatınızda büyük değişikliklere yol açabileceğinden bahsetmiş olsaydı? O yüzden sizlerle yeni bir yazı dizisi olarak; hevesle alıp bir solukta okuduğum kitaplardan birini paylaşmak isterim; “Sorularınız Değişirse Hayatınız Değişir”. Yazarı Dr. Marilee Adams.

Portakalın Bilgeliği

Aman yine bir kişisel gelişim kitabı mı demeyin, biliyorum kişisel gelişimin son derece hatalı kullanımlarından dolayı bu terimden bir hayli soğumuş olabilirsinz, bence etiketlere takılmayalım. O zaman sizin için farklı bir tabir de kullanabilirim; ‘Kişisel Ustalık’.

Deyim yerindeyse, bir kişisel ustalık kitabıyla karşı karşıyayız. Ufkunuzu genişletip size çok farklı ve yeni olasılıklar sunabilecek, sürükleyici ve alanında önemli bir başyapıttan söz ediyor olacağım. Bir çok şirketin çalışanlarına okuması için yeni yılda hediye diye verdiği bir ustalık öyküsü...

SORU SORMAK

Şimdi kendiniz için “Ben koç muyum/ eğitmen miyim arkadaş, soru sormak da neyime?” diye düşünebilirsiniz elbette. Lakin az önce bir soru sormadınız mı kendinize? Hatta bir adım ötesine gidelim, hayata her güne pekçok soru sorarak başlamaz mıyız?

“Bu gün ne giysem? Hava nasıl olacak? Neyle rahat ederim? Toplantıya kimler katılacak iş yerinde? Acaba bi ütü bassam mı bluzuma ? Kahvaltıda ne yiyeyim? İşe neyle gideyim?” Alın size bir soru demeti.

Aslında baktığımızda koca bir insanlık tarihinin sorularla şekillendiğini görüyoruz. İnsanlık için en elzem sorunlardan bi tanesi su kaynakları olmuş olmalı. İnsanlar ilk zamanlar “Nereden su bulabilirz? Nasıl suya erişebiliriz?” diye sormuş olmalılar ki bu onlara, sonradan adına “göçebelik” dediğimiz bir yaşam şekli sundu.

Arkasından yine sadece bir büyük ve önemli soruyla hayatın akışı değişmiş olmalı; “Suyu nasıl kendimize getirebiliriz?” Bu soru kuyu açma, depolama, kanallar yapma, sulama işlemlerini başlatmakla kalmayıp akabinde Tarım Çağı ile birlikte kentlerin oluşmasını sağladı.

Demek ki sorular düşünce şeklini değiştiriyor, bu ise olasılıklar dünyasına adım atmamızı, sonrasında farklı seçimler yapıp farklı sonuçlar yaratmamızı sağlıyor. Yani özetle sorular sonuçları belirliyor.

SORU VAR SORU VAR

Pekiyi bu durum her soru tipi için geçerli mi? Her soru tipi zihnimizi açıp, bizi daha tarafsız ve daha açık bir tutuma mı taşımakta?

Aşağıdaki sorulara bir göz atmanızı rica ediyor olacağım;

                                                        ÖĞRENİCİ/ YARGIÇ SORULARI
Yargıç
Öğrenici
Sorun ne?
İşe yarayan ne?
Bu kimin hatası?
Ben nelerden sorumluyum?
Benim neyim var?/ Benim neyim eksik?
Ne istiyorum?
Haklılığımı nasıl kanıtlayabilirim?
Ne öğrenebilirim?
Bu nasıl sorun olabilir?
Veriler neler?

Bu konuda yararlı olan ne var?
Neden bu kişi böylesine aptal ve sinir bozucu?
Karşımdaki kişi ne düşünüyor, hissediyor ve istiyor?
Kontrolü nasıl ele alabilirim?
Büyük resim nedir?
Neden zahmeye gireyim?
Mümkün olan nedir?
Kitabın ana eksenini yukarda adı geçen iki farklı zihin yapısı oluşturmakta; Öğrenici ve Yargıç. Bu farklı zihin yapıları farklı düşünce şekillerine ve farklı tutumlara, sonuçta farklı davranışlara yöneltmekte.

Portakalın Bilgeliği

Gelin , her beraber bu sorulara, öncelikle ‘Yargıç’ sütunundakilere bakalım. Soruları oldukça yavaş okumanızı, dilerseniz her sorudan sonra biraz içe dönmek maksatıyla gözlerinizi kapamanızı rica ediyor olacağım. Nasıl hissediyorsunuz? Eğer siz de insanların geneli gibiyseniz; korku, gerginlik, tedirgin hissetmiş olabilirsiniz.Vücudunuzda ise sıkışma, gerilme, kasılma gibi yan etkiler deneyimlemiş olabilirsiniz. Enerjiniz bile düşmüş olabilir.

Şimdi sağ sütuna geçme zamanı. Yine soruları oldukça yavaş okumanızı, dilerseniz her sorudan sonra biraz içe dönmek maksatıyla gözlerinizi kapamanızı rica ediyor olacağım. Muhtemelen daha iyimser, enerjik hissettiniz. Vücudunuza ise bir açıklık, rahatlama, gevşeme hissi eşlik etmiş olabilir.

ESAS ADAM

Sizlere kitabı paylaşmamın nedeni sanırım daha bir belirgin hale geldi, hepimiz aslında çokça ‘Yargıç’ olduk, oluyoruz ve olmaya devam edeceğiz. Neden mi? Çünkü yaşamda kalma dürtüsüyle çokça savunma mekanizması çerçevesinden dolayı hareket ettiğimiz için. Bize sistem tarafından kıtlık bilinci dayatıldığı için. Böyle eğitildiğimiz için.

Pekiyi ne yapabiliriz? Nasıl öbür tarafa geçebiliriz? Kitap buna dair. Bir yandan “Bay Cevap” diye bilinen Richard adında karakterin başından geçenlere tanık olurken, bir yandan bu değerli öğretiye aşina oluyoruz.

Öykünün detaylarına yazı dizisi boyunca pek girmeyeceğim, sadece özetle hem yeni işinde hem evliliğinde bir hayli çuvallamakta olan, sıkça Yargıç modunda olduğu için tabiri caizse “Yargıç bataklığına” batmış bir kişiden bahsediyor. Aslında oldukça bizden biri.

Bir arkadaşımın dediği gibi “Hayatın eli yok ki sana tokat atasın”. Kendimize dönüp bakmamız için yaşam bize bolca aksilik yaratır vesselam. Bol uygulamalı olan kitaptan sadece çok önemli olanları paylaşıyor olacağım. Kalanları için kitaba göz atabilirisiniz.

Uygulama 1: Gelecek yazıya kadar yukardaki tabloya aşina olabiliriz. Soru soruyor muyuz? Günlük yaşam içinde soru/ifade yüzdemiz nasıl? Soru soruyorsak, yukardaki hangi kategoriye daha uygun düşüyor? Yargılamadan, sadece o sorudan sonra olan ruh halimize azıcık dahi olsa odaklanabilir miyiz? Ne hissettiriyor böyle sormak? Hizmet ediyor mu bize?

Şimdilik bu kadar, görüşmek üzere...

SORULARINIZ DEĞİŞİRSE HAYATINIZ DEĞİŞİR -I

Sorular sonuçları belirler mi? Soruların gücü terimini duydunuz?


Portakalın Bilgeliği

Ya size birileri gelip soruların özellikle de güçlü soruların hayatınızda büyük değişikliklere yol açabileceğinden bahsetmiş olsaydı? O yüzden sizlerle yeni bir yazı dizisi olarak; hevesle alıp bir solukta okuduğum kitaplardan birini paylaşmak isterim; “Sorularınız Değişirse Hayatınız Değişir”. Yazarı Dr. Marilee Adams.

Portakalın Bilgeliği

Aman yine bir kişisel gelişim kitabı mı demeyin, biliyorum kişisel gelişimin son derece hatalı kullanımlarından dolayı bu terimden bir hayli soğumuş olabilirsinz, bence etiketlere takılmayalım. O zaman sizin için farklı bir tabir de kullanabilirim; ‘Kişisel Ustalık’.

Deyim yerindeyse, bir kişisel ustalık kitabıyla karşı karşıyayız. Ufkunuzu genişletip size çok farklı ve yeni olasılıklar sunabilecek, sürükleyici ve alanında önemli bir başyapıttan söz ediyor olacağım. Bir çok şirketin çalışanlarına okuması için yeni yılda hediye diye verdiği bir ustalık öyküsü...

SORU SORMAK

Şimdi kendiniz için “Ben koç muyum/ eğitmen miyim arkadaş, soru sormak da neyime?” diye düşünebilirsiniz elbette. Lakin az önce bir soru sormadınız mı kendinize? Hatta bir adım ötesine gidelim, hayata her güne pekçok soru sorarak başlamaz mıyız?

“Bu gün ne giysem? Hava nasıl olacak? Neyle rahat ederim? Toplantıya kimler katılacak iş yerinde? Acaba bi ütü bassam mı bluzuma ? Kahvaltıda ne yiyeyim? İşe neyle gideyim?” Alın size bir soru demeti.

Aslında baktığımızda koca bir insanlık tarihinin sorularla şekillendiğini görüyoruz. İnsanlık için en elzem sorunlardan bi tanesi su kaynakları olmuş olmalı. İnsanlar ilk zamanlar “Nereden su bulabilirz? Nasıl suya erişebiliriz?” diye sormuş olmalılar ki bu onlara, sonradan adına “göçebelik” dediğimiz bir yaşam şekli sundu.

Arkasından yine sadece bir büyük ve önemli soruyla hayatın akışı değişmiş olmalı; “Suyu nasıl kendimize getirebiliriz?” Bu soru kuyu açma, depolama, kanallar yapma, sulama işlemlerini başlatmakla kalmayıp akabinde Tarım Çağı ile birlikte kentlerin oluşmasını sağladı.

Demek ki sorular düşünce şeklini değiştiriyor, bu ise olasılıklar dünyasına adım atmamızı, sonrasında farklı seçimler yapıp farklı sonuçlar yaratmamızı sağlıyor. Yani özetle sorular sonuçları belirliyor.

SORU VAR SORU VAR

Pekiyi bu durum her soru tipi için geçerli mi? Her soru tipi zihnimizi açıp, bizi daha tarafsız ve daha açık bir tutuma mı taşımakta?

Aşağıdaki sorulara bir göz atmanızı rica ediyor olacağım;

                                                        ÖĞRENİCİ/ YARGIÇ SORULARI
Yargıç
Öğrenici
Sorun ne?
İşe yarayan ne?
Bu kimin hatası?
Ben nelerden sorumluyum?
Benim neyim var?/ Benim neyim eksik?
Ne istiyorum?
Haklılığımı nasıl kanıtlayabilirim?
Ne öğrenebilirim?
Bu nasıl sorun olabilir?
Veriler neler?

Bu konuda yararlı olan ne var?
Neden bu kişi böylesine aptal ve sinir bozucu?
Karşımdaki kişi ne düşünüyor, hissediyor ve istiyor?
Kontrolü nasıl ele alabilirim?
Büyük resim nedir?
Neden zahmeye gireyim?
Mümkün olan nedir?
Kitabın ana eksenini yukarda adı geçen iki farklı zihin yapısı oluşturmakta; Öğrenici ve Yargıç. Bu farklı zihin yapıları farklı düşünce şekillerine ve farklı tutumlara, sonuçta farklı davranışlara yöneltmekte.

Portakalın Bilgeliği

Gelin , her beraber bu sorulara, öncelikle ‘Yargıç’ sütunundakilere bakalım. Soruları oldukça yavaş okumanızı, dilerseniz her sorudan sonra biraz içe dönmek maksatıyla gözlerinizi kapamanızı rica ediyor olacağım. Nasıl hissediyorsunuz? Eğer siz de insanların geneli gibiyseniz; korku, gerginlik, tedirgin hissetmiş olabilirsiniz.Vücudunuzda ise sıkışma, gerilme, kasılma gibi yan etkiler deneyimlemiş olabilirsiniz. Enerjiniz bile düşmüş olabilir.

Şimdi sağ sütuna geçme zamanı. Yine soruları oldukça yavaş okumanızı, dilerseniz her sorudan sonra biraz içe dönmek maksatıyla gözlerinizi kapamanızı rica ediyor olacağım. Muhtemelen daha iyimser, enerjik hissettiniz. Vücudunuza ise bir açıklık, rahatlama, gevşeme hissi eşlik etmiş olabilir.

ESAS ADAM

Sizlere kitabı paylaşmamın nedeni sanırım daha bir belirgin hale geldi, hepimiz aslında çokça ‘Yargıç’ olduk, oluyoruz ve olmaya devam edeceğiz. Neden mi? Çünkü yaşamda kalma dürtüsüyle çokça savunma mekanizması çerçevesinden dolayı hareket ettiğimiz için. Bize sistem tarafından kıtlık bilinci dayatıldığı için. Böyle eğitildiğimiz için.

Pekiyi ne yapabiliriz? Nasıl öbür tarafa geçebiliriz? Kitap buna dair. Bir yandan “Bay Cevap” diye bilinen Richard adında karakterin başından geçenlere tanık olurken, bir yandan bu değerli öğretiye aşina oluyoruz.

Öykünün detaylarına yazı dizisi boyunca pek girmeyeceğim, sadece özetle hem yeni işinde hem evliliğinde bir hayli çuvallamakta olan, sıkça Yargıç modunda olduğu için tabiri caizse “Yargıç bataklığına” batmış bir kişiden bahsediyor. Aslında oldukça bizden biri.

Bir arkadaşımın dediği gibi “Hayatın eli yok ki sana tokat atasın”. Kendimize dönüp bakmamız için yaşam bize bolca aksilik yaratır vesselam. Bol uygulamalı olan kitaptan sadece çok önemli olanları paylaşıyor olacağım. Kalanları için kitaba göz atabilirisiniz.

Uygulama 1: Gelecek yazıya kadar yukardaki tabloya aşina olabiliriz. Soru soruyor muyuz? Günlük yaşam içinde soru/ifade yüzdemiz nasıl? Soru soruyorsak, yukardaki hangi kategoriye daha uygun düşüyor? Yargılamadan, sadece o sorudan sonra olan ruh halimize azıcık dahi olsa odaklanabilir miyiz? Ne hissettiriyor böyle sormak? Hizmet ediyor mu bize?

Şimdilik bu kadar, görüşmek üzere...