26 Ağustos 2020 Çarşamba

SORULARINIZ DEĞİŞİRSE HAYATINIZ DEĞİŞİR- III

Her zaman ikinci bir fırsat var...



Geçtiğimiz iki yazıda hayatımızı şekillerdiren iki zihin halinden bahsetmiştik; Öğrenici ve Yargıç. Bu iki zihin halindeyken nasıl düşündüğümüzün, ne gibi hissetiğimizin ve ne gibi sorular sorduğumuzun farkına varmıştık.

Pekiyi hangi durumda olduğumuzu nasıl anlayacaktık? Bildiniz, elbette, gözlemci kimliğimizi güçlendirerek. “Ben bu halin tam olarak nasıl bir şey olduğunu kavrayamadım?” diye soruyor olabilirsiniz. Basit, hiç kendinizi başkasına yanlış isimle seslenirken bulup, bunun farkına vardınız mı? Veya hiç sesinizin, sessiz bir ortamda aniden yüksek sesle çıktığının farkında oldunuz mu? Özetle bunlar kendimizin farkında olduğu anlardı diyebiliriz.

GEÇİŞ SORULARI

Diyelim ki “Yargıç”ta olduğumuzu fark ettik, “Öğrenici” hale kendimizi nasıl getirebiliriz? Yine sorularla..

Bunlara geçiş soruları diyebiliriz; bir nevi “kurtarıcı “sorular olup, “rotamızı düzeltecek” sorular olarak düşünebiliriz. Unutmayalı, doğru/yanlış yok, sadece seçimler var ve her iki ruh halini de seçmenin bir sonucu ve bedeli var; hem çevremiz hem kendimiz için.

Gelin bu “Köprüden önce son çıkış tabelası” niteliğindeki sorulara J kitaptan örnekler verelim;

Yargıç modunda mıyım?

Hissetmek istediğim bu mu?

Yapmak istediğim bu mu?

Nerede olmayı tercih ederim?

Oraya nasıl ulaşabilirim?

Bu işe yarıyor mu?

Elimdeki veriler neler?

Bu konuda başka nasıl düşünebilirim?

Hangi varsayımlarla hareket ediyorum?

Neyi gözden kaçırıyor veya gözmezden geliyorum?

Nasıl daha tarafsız ve dürüst olabilirim?

Karşımdaki kişi tam şu an ne hissediyor/ düşünüyor ve istiyor?

Şaşırtıcı olan ne?

Gerçekten yapmak istediğim/ kendimi adamak istediğim şey bu mu?

Bu durumdan nasıl bir mizah yakalayabilirim?

Şu anki tercihim ne?

Bizi yargıç sorularından bile kurtaran yine sorular oldu desenize...  



İLİŞKİLER

Dilerseniz şimdi bu iki zihin halinin ilişkilerimize yansımasına bakalım:

                                                        ÖĞRENİCİ/ YARGIÇ İLİŞKİLERİ

Yargıç

Öğrenici

Kazan/ kaybet diyen ilişkiler

Kazan-kazan diyen ilişkiler

Tartışan

İletişim kuran

Başkalarından/kendinden kopuk hisseden

Başkalarıyla/kendisiyle bağlantıda hisseden

Farklılıklardan korkan

Farklılıklara değer veren

Geribildirimi reddetme olarak algılayan

Geribildirimi değerli bulan

Duyduğu;

*Farklılıklar

*Doğru/yanlış

*Fikir birliği/fikir ayrılığı

Duyduğu;

*Benzerlikler

*Veriler

*Anlayış


Yine yaşlı gezegenimize bakacak olursak; kıtlık bilincinden hareketle, var gücümüzle ne pahasına olursa olsun kazanmak adına oynadığımız bir dünya yarattığımızı görüyoruz. Sonucu mu? Elbette ilk başlarda kazan/kaybet gibi görünse bile, neticede hepimiz birbirimize görünmez bağlarla bağlı olduğumuzdan ve ne ekersek onu biçeceğimizden her  iki tarafın da mutsuz olduğu kaybet/kaybet diye sonuçlanmış ilişkiler.

Oysa bolluk bilincinden bakabilsek dünya nasıl bir yer olurdu? Cennetin yeryüzüne indirilmiş halinden bahsetmez mi birçok üstad?

NİYET

Hepimiz artk herşeyin başının niyet olduğunu biliyoruz. Unutmayalım niyet herşeyi belirler.

Eğer karşıdaki kişiyi sorgulamak, köşeye sıkıştırmak, üstün hissetmek adına soru sorarsak; ne tür sorular sormuş olacağımızı ve hangi tür ilişkilerle sonuçlanacağını artık gayet iyi biliyor olmalıyız. “Öğrenici” mod için niyetlerimiz neler olabilir? Bakalım mı beraber?


· Öğrenmek
· Bağ kurmak
· Derin dinlemek,
· Çatışmayı çözmek,
· İşbirliği sağlamak,
· Yeni olasılık/ hedef/ eylem planı belirlemek,
· Yaratıcılığı ve yeniliği teşvik etmek

Siz neler eklemek isterdiniz yukardaki listeye?

Uygulama 1: Bir günlük tutun. Kendinizin yargıç modunda yakaladığınız zamanları not alın. Ne yaptınız, neler hissetiniz, nasıl davrandınız, sonucu ne oldu? O an ne gibi yargıç soruları soruyordunuz muhtemelen kendinize? Yazın. Bu soruları şimdi öğrenici şekline çevirebilir misiniz? Neler değişti?

Uygulama2: Şimdi biraz daha derine bakıyor olacağız. Sıklıkla tekrar tekrar yaşadığınız (evde-işte vbg), tabiri caizse sıkışıp kaldığınız; sizi üzen, kaygılandıran veya öfkelendiren bir durum seçin. Gelin bu durumu kendi adımıza netleştirmek için varsayımlarımıza bakalım. Yine sorular eşliğinde elbette; bu sefer ‘varsayım çürütücü’ sorular eşliğinde J;

Kendimle ilgili varsayımlarım neler?

Karşındaki ile ilgili varsayımım neler?

Geçmişten getirdiğim artık doğru olmayabilecek hangi varsayımlarım var?

Elimdeki kaynaklarla ilgili varsayımlarım neler?

Mümkün olanlarla ilgili varsayımlarım neler?

Mümkün olmayanlarla ilgili varsayımlarım neler?

“Ne kadar çok varsayımımız varmış” değil mi? İnanın varsayımlara bakmak, onları dile getirmek ve yazmak bile, üzerlerimizdeki etkisini az-çok hafifletecektir.

Dördüncü yazıda görüşmek üzere. Sokrates’in dediğin gibi “Sorgulanmamış bir hayat yaşanmaya değmez”. Soruda kalın, sağlıcakla kalın J

0 comments:

Yorum Gönderme