29 Ekim 2020 Perşembe

BİR LİDER GEÇTİ BU TOPRAKLARDAN...

Cumhuriyetimizin 97.yılında bu müthiş lideri biraz daha yakından tanımaya hazır mısınız?


ÇOCUK SEVGİSİ

Çocukları çok severdi. Nerede gözüne bir çocuk ilişse, yorgun bile olsa, sıkılmadan ilgilenirdi. Ömrü boyunca gerek cephelerde gerek çevresinde rastladığı çoğu kimsesiz çocukları evlat edinmiştir. 9 tane olup biz daha çok 6.sıradaki Bursa'da tanıdığı Sabiha Gökçen ile en sonuncusu Ülkü'yü biliriz.


Kendi çocuğunun olmamasına dair "Belki çocuğumun olmamasının bir hikmeti vardır. Bir tayımın ölümünden o kadar üzüntü duydum ki günlerce acısını unutamadım" diyebilecek kadar açık yüreklidir de..."Bütün millet benim çocuğum, bununla teselli buluyorum" diyebilecek kadar engin yürekliydi aynı zamanda...

NEŞE

Atatürk'ü yakından tanıyanlar; O'nu her daim hayattan keyif almasını bilen, neşeli bir insan olarak tasvir ederler. Evet, şüphesiz hayatı cephelerde savaşarak geçmişti, bunu bilirdik, bir de devlet adamı yönünü. Bize genelde derslerde insani yönlerinden maalesef pek bahsedilmedi...

Atatürk neşeli olmayan kişilerden iki türlü şüphe edermiş; "Ya hastadır, veya o insanın başkalarına bildirmek istemediği bir derdi vardır" diye. Afet İnan'dan alıntıyla...

YEMEK

Yemek meraklısı değildi. Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi.

Öğle yemekleri bazen bir dilim ekmekle bir bardak ayran veya limonatadan oluşurdu. Ekmeğini bu ikisine batırarak yerdi. Sevdiği yemeklerin başında sade yağlı kuru fasulye ve pilav gelirdi. Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi, canı istediğinde gül reçelini tercih ederdi.

NEZAKET


O kadar nazik ve ince düşünceliydi ki, yabancı konuklarla gezerken kendisine itibar eden, iltifat eden, alkışlayan halka her zamankinin aksine biraz mesafeli davranırdı." Böylelikle bu gösteriler bana değil, sana” demek isterdi. Halk onun bu nezaketini anlar, daha da coşardı. İstisnasız her konuğuyla böyleydi ve canla başla ilgilenirdi; İngiltere Kralı VIII.Edward ya da 1 haftalığına gelip 1 ay kalan İran Şahı Rıza Pehlevi gibi.

Dedikodu, küfür ve dalkavukluktan haz etmezdi. “Ben de sizler gibi insanım, lütfen beni doğaüstü bir yaratık gibi görmeyin” der kendisine Büyük Atatürk diye hitap edildiğinde eklerdi; “İsmime böyle yalancı kelimeler karıştırmayınız,” diye eklerdi.

MUZİPLİK



Atatürk'ün bu yanı pek bilinmez. Lâkin ben bu yanını pek bi sevdim. Şah'ın ziyareti sırasında "Aman çocuklar, Acem kelimesini kullanmayın, İranlılar bu sözden hoşlanmazlar, İrani veya İranlı demek" lazım diye uyardiktan sonra Şah'a resmi geçit töreninde eşlik edemeyen askerler için "Askerlerimizin bir kısmı acemidir" demesi ve akabinde yanındakilere dönüp "Öyle bir pot kırdık ki" diye gülümseyen Atatürk...

Hasan Ali Yücel'e "Siz felsefe okumuşsunuz, bize sıfırı tasvir eder misiniz?" diye sorup Yücel'i sonrasında "Sıfır yokluk demek midir? Sıfırla yokluk arasında ne fark vardır? Hayat sonsuzsa yokluk sonsuz değil mi?" diye tatlı tatlı zekice sıkıştıran Atatürk...

VE CUMHURİYET...

Cumhuriyet hakkında en güzel sözü bence yine Atatürk söylemiş: "Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir". Az ve öz ve ne kadar çok şey anlatıyor aynı zamanda.

Cumhuriyet'imizin ilk kurulduğu yıllardaki fotoğraflarda gözüme çarpan duygu "umut" olur. Adeta ışıldar yüzler kızlı-erkekli. Fırsat eşitliğinden yana, sosyal devleti esas alan bir oluşuma şahit olmanın haklı gururu.

Cumhuriyet bayramımız kutlu ve mutlu olsun...

Olağanüstü bir lider gelip geçti bu topraklardan...Eserleri yaşamaya devam edecek...

1 comments: